Tehlikeli yenilik

Amerika, geçmişte de iç siyasetimizle ilgilenmiş; seçimlerde çoğu kez sağ partileri diğerlerine yeğlediği söylenmişti. Bu partilerin dışa açık ekonomik politikalar gütmeleri...

Amerika, geçmişte de iç siyasetimizle ilgilenmiş; seçimlerde çoğu kez sağ partileri diğerlerine yeğlediği söylenmişti. Bu partilerin dışa açık ekonomik politikalar gütmeleri, Cumhuriyet'in devrimci reformlarına karşı halkın demokratik iradesini temsil etmeleri ve dış ilişkilerde Amerikan politikalarını zora sokmayacak ılımlı bir çizgi izlemeleri, bu tercihin nedenlerini açıklıyordu.
Yasemin Çongar'ın Milliyet'te çıkan Vaşington kaynaklı haberleri, Amerikan yönetiminin yeni gözdesinin Sn. Erdoğan ve AKP hükümeti olduğunu gösteriyor. Amerika, iç istikrarsızlığa yol açmasın diye, cumhurbaşkanının mutabakatla seçilmesinden yana. Ama cumhurbaşkanı seçimine dış müdahale olmasına karşı olduğunu da saklamıyor. Genel seçimleriyse AKP'nin kazanacağını ve bunun kendisi açısından uygun olacağını düşünüyor.
İlk bakışta 1 Mart tezkeresinin ilişkilerimizde yarattığı büyük bozulmanın, Amerika'nın bu tutumuyla çeliştiği izlenimi edinilebilir. Oysa bozulan ilişkilerimizi düzeltmek amacıyla bu hükümetin izlediği politikaların Amerika'yı tatmin ettiği izlenimi ediniliyor.
Aslında AKP politikalarının bir kısmının Amerika'yı hiç de memnun etmediğini biliyoruz. Amerika, Suriye'yi uluslararası düzlemde tecrit etmeye çalışırken, Türkiye'nin en yüksek düzeyde ilişkiler yürütmesini tepkiyle karşılamıştı. Hamas'ın seçimleri kazanır kazanmaz yüksek düzeyde Ankara'ya daveti, Amerika'nın yanında İsrail'i de rahatsız etmişti. Amerika'nın Telafer ve Felluca'ya yaptığı saldırılarda sivil nüfusun gördüğü zararın, AKP'li yetkililerce soykırım olarak nitelenmesi Amerika'yı çileden çıkarmıştı.
AKP'nin dış politikada bu tutumu dini niteliğinden etkileniyor. Halkın artan Amerikan düşmanlığında da AKP'nin bu özelliğinin payı var. Buna rağmen, Amerika'nın AKP'yi tercih etmesinin bazı önemli nedenleri bulunuyor.
Amerika için 'ılımlı İslam'ı temsil eden AKP'nin Türkiye'si, İslam'la demokrasinin bağdaşabileceğini gösteriyor. Cumhuriyetçi partilerin yönettiği bir Türkiye, laikliği ön plana çıkaracağından, aynı model işlevini göremez.
Cumhuriyet'e karşı siyasi meşruiyetini AB üyeliğine bağlayan ve bunu demokratik reform süreci olarak sunan AKP, bu yolda diğer partilerden çok daha istekli görünüyor. Kıbrıs'ta çözüm için Annan Planı'nı kabul etti ve adada da kabul edilmesini sağladı.
Kürt ayrılıkçılığını çözümlemek için, Sn. Erdoğan, Cumhuriyet'in kapsayıcı Türk kimliğini etnik kimlik düzeyine indirmekte beis görmedi. Kuzey Irak'ta yuvalanan PKK'ya karşı çok sert bir söylem kullanmakla birlikte, Amerika'nın itiraz edeceği hiçbir eyleme girmeyeceği de biliniyor.
Bu şartlar altında, AKP'nin rakiplerine bakan Amerika, seçimlerde AKP'yi destekliyor. Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Fried'in milliyetçilik konusunda Türkiye'ye verdiği dersi de bu bağlamda anlamak
gerekir. Fried, kendi ülkesindeki milliyetçiliği göz ardı ederek, 'Bizim yaptığımızı siz yapmayın' dercesine, milliyetçiliğe uzak kalmamızı istiyor. AKP'nin dışındaki partilerin milliyetçiğe kaymasında, AKP'nin izlediği 'gayrı milli' politikalar olduğunu biliyor. Ama bu
durumun devamını Amerika'nın yararına görüyor.
AKP'nin rakipleri açısından sorun, bu partinin sadece dış ilişkilerde milli çıkar ve onuru yeterince koruyamaması değil, Cumhuriyet'in kurucu
ilkeleri olan laiklik ve tekil devletle olan çelişkili zihniyeti. Amerika, PKK sorununun çözümlenmesi için, zaten tekillik ilkesinin yumuşatılmasından yana. Laikliği ise, Cumhuriyetçi güçlerin seçim kazanmadan da koruyacağına inanıyor.
Amerika, AKP'yi bu çapta desteklemekle, bugüne kadar görülmedik ölçüde Türk iç politikasına girmiş oluyor. Tehlikeli yenilik bu. Yani Cumhuriyetçi partiler, bundan böyle sadece AKP ile değil, onun arkasında Amerika ile de mücadele etmiş olacaklar. Bu mücadelede, AKP yenilirse Amerika da yenilmiş olacak ve Türk-Amerikan ilişkileri kalıcı zarar görecek.
Cumhuriyet söz konusu olduğunda, Amerika mücadeleyi kimin kazanacağını sanıyor?