TSK ve AB

Org. Büyükanıt'ın 29 Mayıs günü Harp Akademileri'nde 'küreselleşme ve güvenlik' konusunda yaptığı konuşmanın küçük bir bölümü AB üyeliğimizle ilişkiliydi.

Org. Büyükanıt'ın 29 Mayıs günü Harp Akademileri'nde 'küreselleşme ve güvenlik' konusunda yaptığı konuşmanın küçük bir bölümü AB üyeliğimizle ilişkiliydi. Burada şu noktalar dikkati çekti. Mealen, Atatürk'ün Batı vokasyonu çerçevesinde TSK'nın AB üyeliğine karşı çıkmasının söz konusu olmadığını belirten Büyükanıt, bunu ayrıca bir jeopolitik ve jeostratejik
'zorunluluk' olarak sundu. Giriş müzakerelerinin başlaması halinde demokratikleşmenin hızlanacağını belirtti. Nihayet AB üyeliğinin laiklik ve tekillik ilkelerine ters düşen çağ dışı akımların hedeflerine ulaşmaları açısından uygun olmadığını vurguladı.
AB'den gelen çelişkili sesler dolayısıyla TSK'nın da AB'nin samimiyeti konusunda kuşkuları var. Müzakere tarihi verilmesinin, üyeliği geri dönülmez bir yola sokarak, karşılıklı güveni tesis edeceği ve reformları hızlandıracağı görüşü birçoğumuzca paylaşılıyor.
Tekillik Kürt sorunuyla ilgili. Türkiye bu açıdan 'özel şartlara' sahip olduğunu ileri sürmüyor. Belki ilkel bir etnonasyonalizme karşı 15 yıllık kanlı bir çatışmadan yeni çıkmış olmamız geçici bir özel şart olarak kabul edilebilir.
Bu alandaki asıl ilerlemeler, diğer AB ülkeleri gibi bizde de tam üyelik sırasında gerçekleştirilebilir. Bu arada Sn. Genelkurmay Başkanı'nın dediği gibi AB'nin KADEK'i terörist listesine alması gerekir.
Gerçekten özel sayılabilecek tek niteliğimiz laiklik. Kilisesiz ve ruhbansız bir din olan İslam'ın hâkim olduğu bir ülkede örneği bulunmayan Türk laikliğinin, Kemalizm başlığı altında kolayca eleştirilmesi tam bir fütursuzluk. Öte yandan bir büyük AB ülkesi kendisiyle bizim aramızdaki kimlik farkını vurgulamak için Türkiye'de dini fanatizmi teşvik ediyor. Türkiye'yi üye yapmak istemeyen bazı AB çevreleriyse AKP'yi şimdiden köktendincilikle itham etmeye başladılar.
'Atatürk isterdi' diye AB'ye girmeyi bazı arkadaşlarımız eleştirdi. Bireyleşmeye dayanan demokrasiyle 'büyük adam kültü' arasında bir çelişki olduğu doğru. Kaldı ki Atatürk'ün tam bağımsızlık ilkesinden esinlenenler, ulusal egemenliğin devredileceği AB üyeliğine karşı çıkıyorlar.
Büyük adam kültü derece derece hemen her toplumda var. Washington'da Abraham Lincoln'ün mozolesi Anıtkabir'den daha az ihtişamlı değil. George Washington da yüceltilmiş bir kahraman. Amerika anayasasını yapanlara da 'kurucu atalar' deniyor. İngiltere gibi monarşinin 'büyük adam' kültüne imkân vermeyen özelliğine rağmen, Churchill çoktan o statüye ulaştı. Fransa'da De Gaulle'den hiç bahsetmeyelim.
Mitolojide kahramanlar toplumlarını doğaüstü büyük belalardan kurtarırlar. Tarihteki kahramanlarsa toplumlarının düşmanlarını yenerler. Bu örneklerde toplumlar tehlike içindedir ama varlıkları sürmektedir. Yok olmuş toplumun yeniden var edilmesi kahramanların misyonu değildir. Atatürk bu
'kahramanlar'dan farklı olarak, uluslararası toplumun ortak kararı olan Sevr Antlaşması'yla tarihten silinen bir insan grubundan yeni bir ulus ve devlet yarattı. Tarihte belki de hiçbir toplumun bir tek kişiye böylesine derin bir minnet borcu olmadı.
Bu açıdan Atatürk Türk ulusunun mucizevi bir talihi. Beckett'in 'Büyük adama muhtaç olan topluma ne yazık' sözünden hareketle, bunu bir talihsizlik sayanlar da çıkabilir. Ama tarihi gerçek değiştirilemez.
Her devletin bir kurucu miti var. 'Aydınlar' mitolojinin irrasyonel niteliğini eleştirirler hatta alaya alabilirler. Bu tavır entelektin gücünün abartıldığı XIX. yüzyılın ham bilimciliğini ve Aydınlanmacılığını anımsatıyor. 'Aydınlarımız' kişisel mitlerini psikanalizden geçirirlerse, kendi irrasyonellerinin önemini kavrayabilirler.
Devletin kurucu miti, kurucu ilkeleri oluşturur. Bunlar da devletin yapısını ve toplumun kimliğini şekillendirir. Batılı ülkelerin kısmen de olsa kahramanlardan soyutlanmış kurucu mitolojisi ve ilkelerinden farklı olarak, Türkiye'nin kurucu miti ve kurucu ilkeleri Atatürk'ün kişiliğinde tecessüm ediyor. Bu nedenle AB üyeliği gibi ulus ve devlet kimliğinin özüyle ilişkili bir büyük girişimde Atatürk'e atıfta bulunulması yadırganmamalı.