'Türk emperyalizmi', AB ve ABD

Irak'taki Amerikan işgal otoritesi (AİO) Türkmenlerin haklarını </br>dikkate almıyor.

Irak'taki Amerikan işgal otoritesi (AİO) Türkmenlerin haklarını
dikkate almıyor. Kerkük Valisi öyle seçildi. Şimdi geçici yönetim konseyinin seçiminde de aynı tutum sürüyor. 25 kişilik konseyde yalnızca bir Türkmen var, o da aslında Türkmenleri temsil etmediği için orada.
AİO, Türkiye'nin Türkmen haklarıyla uğraşmasından huzursuz. Türkmenleri savunmamızı, onları AİO'ya karşı tahrik hatta isyana teşvik etmek şeklinde yorumluyor. Bazı etkili Amerikan yazarları, Türkiye'nin Türkmen nüfusunu çok fazla göstererek, Kuzey Irak'ta tarihi emellerine varmak istediğini, hatta buradaki petrolde gözü olduğunu daha önce yazmışlardı. Onlara göre Türkiye aynı nedenlerle Irak Kürtlerinin haklarına karşı çıkıyor ve Türkmenleri bu amaçla kullanıyor. Sadece Süleymaniye'de değil, bir askeri konvoyumuzun Türkmenlere silah götürürken 'yakalanması' olayında da, bu Amerikan yaklaşımının izlerini görüyoruz.
Aynı şekilde AB, Irak'ın işgaliyle birlikte Türk askerinin Kuzey Irak'a girmesi olasılığını gürültülü biçimde protesto etti ve 'Yoksa üye yapmam' şantajını tekrarladı.
25 Haziran günü Avrupa Konseyi'nin aldığı bir kararda Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyini 'kolonize' etmemesi isteniyor ve bu karara esas olan raporda da Türkiye sürekli (?) göçmen göndererek Kuzey Kıbrıs'ın nüfus yapısını değiştirmekle suçlanıyor.
Buradan ABD ve AB'nin şu sonucu çıkardığı söylenebilir: Türkiye sınırları dışındaki Türklerin haklarını bahane ederek Kuzey Kıbrıs ve Kuzey Irak'ta emperyal hedefler güdüyor. Bunda TSK nâzım rol oynuyor. TSK'yı hizaya getirerek Türkiye'yi bu maceradan vazgeçirebiliriz. O zaman hem Kıbrıs sorunu çözümlenebilir, hem Türk askeri Irak'tan çektirilebilir hem de Kürt hakları geliştirilebilir.
Geçen gün İstanbul'u ziyaret eden Papandreu'nun da, ordunun oynadığı rolün Türk siyaseti açısından yarattığı 'büyük probleme' işaret ettikten sonra, Kıbrıs'ta bu kadar çok sayıda Türk askerinin bulunamayacağını söylemesi rastlantı değil.
Kuzey Irak ve Kıbrıs sorunları birbirinden çok farklı olmakla birlikte, bu ABD ve AB tutumuna göre politikamızda özellikle bazı söylem değişiklikleri yapmak gerekebilir.
Irak'ın bağımsız devlet olmasını sağlayan 1932 Bildirisi'nde Türkmenlerle Kürtler aynı hukuki statüdeydi. 1971 yılında Kürtlere kurucu halk statüsü tanıyan Baas rejimi, Türkmenleri azınlık statüsüne indirdi. Türkmenler özellikle Saddam rejimi sırasında ezildiler. Kürtler de zaman zaman Türkmenlere saldırıp öldürdüler. Kerkük'teki nüfus yapısı Türkmenler aleyhine böyle değişti.
Yeni Irak rejiminde, merkezi otoritenin hiçbir etnik ve dini grubu ezememesi için gerekli önlemler alınacağından, artık Türkmenlerin de güvende olacağı söylenebilir. Ancak önemli bir bölümü Kürtlerle iç içe yaşıyan Türkmenlere karşı Barzani ve Talabani'nin tutumu şu ana kadar umut vermiyor.
Şimdi Amerika, tezkere olayından dolayı Türkiye'yi cezalandırmak için Türkmen haklarını göz ardı ederse, ileride dal budak salabilecek büyük bir sorunun tohumlarını ekmiş olur. Oysa Türkmen haklarını vermek sanıldığından kolay. Bir nüfus sayımı yapılır ve sonucuna göre etnik ve dini grupların ağırlıklarının yeni Irak rejimine yansıması sağlanır. Türkmenler bir yerde yığılmadıklarından Irak'ın toprak bütünlüğüne de tehdit oluşturmazlar. PKK sorununun halliyle birlikte, nüfus sayımı sözünün de verilmesi, Türk askerinin çekilmesi için yeterli olur.
Kıbrıs'ta çözümü Türk askerinin adadaki mevcudiyetini koru-ma endişesi engellemiyor. Kıbrıs'ın tümünü temsilen GKRY ile AB üyelik müzakerelerinin başlaması, moda deyimle, Kıbrıs' ta paradigma değişikliği yarattı. Böylece çözüm, Annan paketinin niteliğinin ötesinde, Türkiye'nin AB üyeliğine bağlandı. Türkiye, 'en ziyade müsaadeye mazhar ülke' ilkesine göre Kıbrıs'a Yunanistan ve İngiltere kadar yakın olmak hakkını terk edemez.
AB'de bize karşı 'ikiyüzlüler' olduğu sırrını veren Verheugen, aynı mülakatta üyeliğimize inanmadığını söylüyor, sonra da bunu inkâr ediyor.
Kime güveneceğiz de, Annan paketini kabul edip askeri çekeceğiz?