TÜSİAD'ın çıkışları

Tuncay Özilhan'ın 26 Mart tarihli konuşması bundan öncekilerden de sert tepkilere yol açtı.

Tuncay Özilhan'ın 26 Mart tarihli konuşması bundan öncekilerden de sert tepkilere yol açtı. Büyük işadamlarının ülke sorunlarında kamuoyuna açıklama yapmalarında hiçbir sakınca yok. Türkiye'nin AB üyesi olmasını istiyorlar; bu amaçla Kopenhag Siyasi Kıstasları doğrultusunda adımlar atılmasını ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesini savunuyorlar. Irak savaşı dolayısıyla hükümetin izlediği politikanın Türk-Amerikan ilişkilerini bozmasından şikâyetçiler. Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde yalnızlaşmasından korkuyorlar. Batı ile entegrasyonun ekonomik gelişmemiz ve demokrasimiz açısından şart olduğunu düşünüyorlar.
Bu görüşler toplumun geniş kesimleriyle siyasi sınıf ve devlet kurumlarınca
da büyük ölçüde paylaşılıyor. Dış politikanın hedefleri olarak hemen kimsenin itiraz etmediği konularda TÜSİAD Başkanı'nın konuşmaları bu kadar tepki çekiyorsa ortada bir sorun var demektir.
Irak savaşı konusunda hükümet çok ağır eleştiri aldı. Bu bağlamda muhalefet, Sn. Cumhurbaşkanı, Sn. Meclis Başkanı, hatta devlet kurumları da eleştirildi. Ancak bu eleştirileri yapanlar, görevleri esasen eleştiri olan medya mensuplarıydı. TÜSİAD'ın aynı eleştirileri, 'çıplak' bir üslupla yapması, söylediklerinin sadece etkisini azaltmakla kalmadı, aynı zamanda politikayı saptayan ve uygulayanlarla diyalog içinde olmadığını da gösterdi. Oysa dünyanın her yerinde TÜSİAD gibi kurumların temel işlevi demokratik eleştiriden ziyade, amaçları doğrultusunda karar alıcıları etkilemektir.
Ama TÜSİAD daha da ileri gidiyor. Politikalarda yapılan hatalar hakkında akademik görüntü veren analiz de yapıyor. Hükümet ve devlet kurumlarının bu analizin üstün niteliğinden etkilenerek kendilerini değiştireceklerini umuyor. Bu yöntemin, analiz doğru bile olsa, bir ülkenin siyasi zihniyetini değiştirmekte başarı şansı yok denecek kadar az. TÜSİAD gibi temelde bir meslek ya da çıkar grubunun akademik analizle siyasi yapıyı etkilediği nerede görülmüş? Asgari bir siyasi pedagoji bu yöntemi terviç eder mi?
Bu durumda TÜSİAD'ın beyanları, politikaları etkilemekten çok, siyaset ve devlet kurumlarından daha çağdaş ve ileri görünmek ihtiyacının dışavurumu izlenimi veriyor.
Aslında kuşku uyandıran TÜSİAD'ın politika eleştirilerinin içeriği. 'Bu yüzyıla uygun ulusal çıkar tarifi', 'geçen yüzyılın anılarıyla beslenen bir ulusçuluk', 'iç tehditlere odaklanan bir ulusal güvenlik anlayışı yüzünden uluslararası krizleri okuyamamak' ve 'gerçekçi çözümler üretememek' gibi açıklamalar boş slogan kokuyor. Herkes hata yapabilir, ama özel olarak seçilen ve yetiştirilen, hayatının çoğunu dış dünyada geçiren dış politika kurumlarının yüzlerce mensubu, devlette çalışıyorlar diye, herhalde düşük IQ'ya sahip değiller. Eski sol/yeni liberal aydınların söyleminden esinlendiği hissedilen TÜSİAD'a danışmanlık yapan 'dehalar' grubunun 'yeni' ulusal çıkar ve güvenlik kavramları hakkında Ankara'daki karşıtlarıyla kamuoyu önünde tartışmaktan kaçmaması yararlı olabilir.
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bir yol haritası öneren TÜSİAD, Kıbrıs'ta Annan paketinin esas alınmasını savunurken, bu paketin kabul edilebilirliği konusunda da ayrıntılı bir yayın yapsa iyi olacak.
TÜSİAD'ın dış politika yaklaşımının belki de en yanlış yanı, karşı tarafı üstünkörü eleştirdikten sonra asıl eleştirileri tümüyle Türkiye'ye yöneltmesi ve tüm çözümsüzlükten Türkiye'yi sorumlu tutması. Sn. Özilhan, Sn. Denktaş'ı da böyle eleştirmişti. Bu tutum, TÜSİAD gibi kurumların politika üzerindeki büyük etkisini kendi tecrübelerinden bilen ülkelerin, müzakerelerde aşırı taleplerde bulunmasını teşvik ediyor ve çözümsüzlüğe katkıda bulunuyor. TÜSİAD ile Ankara siyaseti ve devlet kurumları arasındaki kopukluk bu eleştirilerin göz önüne alınmasına dahi imkân vermiyor.
Acaba sorun TÜSİAD üyelerinin, henüz Batı anlamında burjuva olamadıklarından mı geliyor? Batı'da büyük burjuvazi muhafazakârdır.
'Değişmeyen' değerleri vardır. Yüzyıl başındayız diye dönüşüme uğramayan ulusçuluk bunlardan birisiyse, gerektiğinde kendi başına ayakta duracak özgüven de diğeridir. Ulusal burjuvaziler yönetimlerine gazeteci üslubuyla ve eskimiş ideolojilerin kalıntısı boş sloganlarla eleştiri yöneltmezler.
Bilirler ki kendileri yönetimin parçasıdırlar.
Elinizdeki aynayı kendinize çevirebilir misiniz?