Üyeliğimize itirazlar

17 Aralık yaklaştıkça üyeliğimize itiraz edenler bir strateji oluşturmaya başladılar. Bu açıdan 25 Kasım tarihli Figaro'da çıkan Valery Giscard D'Estaing ve Jacques Toubon'un makaleleri ilginç.

17 Aralık yaklaştıkça üyeliğimize itiraz edenler bir strateji oluşturmaya başladılar. Bu açıdan 25 Kasım tarihli Figaro'da çıkan Valery Giscard D'Estaing ve Jacques Toubon'un makaleleri ilginç. Her ikisi de Türkiye'nin neden üye olamayacağını anlatıyorlar.
AP milletvekili Toubon, tüm çabalarına rağmen, imtiyazlı ortaklığın içini dolduramamış. Ticaret alanında Türkiye'nin dış tarifelere ilişkin müzakerelerde yer alması önerisi zaten Ankara Anlaşması'nın uygulanmayan bir maddesi. Denizyollarının gözetimi amacıyla Boğazlar konusunda öngördüğü örgütlenme bizi Montrö öncesine götürecek geri bir adım. Üyelikten daha fazla ekonomik yardım verme, Kıbrıs'ın (Rumların aleyhine?) çözümünü kolaylaştırma, güvenlik alanında NATO ile AB arasında köprü oluşturmamız, göçü önlemek için sınırlarımızı birlikte denetleme hem boş hem uygulanması imkânsız zorlama görüşler.
D'Estaing ise bildik görüşlerini tekrarlıyor. Türkiye'nin Rusya ve Fas'la kıyaslanamayacağı defalarca anlatıldı. Buna rağmen Avrupa'nın coğrafi sınırları konusunu okul atlaslarına dayanarak tanımlamaya devam ediyor. Tarihe ve din temelli kültüre dayalı bir yaklaşım, Avrupa'nın Irak ve Suriye ile ortak sınıra sahip olmasını neden yadırgasın ki? Haçlılar bu bölgeye dolaşmak için mi gelmişlerdi? Cezayir elinde kalmış olsaydı Fransa'nın parçası olarak AB'ye girmeyecek miydi? İngiltere'nin Falkland adaları gibi Fransa'nın da birçok deniz ötesi 'department'ı yok mu? Avrupa kıtasında bulunan Trakya, nüfus ve yüzölçümü olarak birçok AB ülkesinden büyük değil mi? Avrupa'daki Türklere ilaveten Bulgaristan ve Yunanistan'da da Türk yok mu?
AET 1963'te Türkiye ile Ankara Anlaşması'nı yaparken ortak pazarmış da sonradan siyasi bütünleşmeye yönelmişmiş, artık şartlar değiştiğinden eski taahhütleri de geçersizmiş. 1957 Roma Antlaşması'nı yaparken Fransa dahil altılar siyasi birliği amaçlamadılar mı?
Tabii büyük ülke olmamız ve ekonomik düzeyimiz bazı sorunlar yaratacak. Ama asıl sorunun başka yerde olduğunu hemen anlıyorsunuz. Dine ilişkin bölümdeki kafa karışıklığı gerçek engelin ne olduğunu gösteriyor. Dilimizin ve kültürümüzün Hint-Avrupa olmaması buna ekleniyor (sanki Fin, Macar ve Eston dilleri Hint-Avrupa imiş gibi). Asıl soru şu: Türk halkı Hıristiyan olsaydı D'Estaing üyeliğimize itiraz edecek miydi?
İtirazların kaynağında Avrupa kimliği yatıyor. Yazar bunun altında Yunan, (Doğu Roma'dan ayırdığı) kadim Roma, Rönesans, (ismi telaffuz edilmeden) dini miras, Aydınlanma ile rasyonel ve bilimsel düşüncenin yattığını söylüyor. Bu evrelerden geçmediği için de Türkiye'yi Avrupa kimliği dışında tutuyor. D'Estaing Batı uygarlığının temeli olan bu olağanüstü kültürel katkıların, iki dünya savaşını ve özellikle de Holokost faciasını önleyemediğinden Avrupa birliğinin kurulduğunun farkında değil mi? Şimdi nasıl antisemitizme benzeyen irrasyonel bir dışlama mekanizmasını Türkiye'ye karşı uygulayabiliyor?
Bırakın Türk Farabi'yi, çağdaşı Türk Maturidi'nin bin yüz yıl önce yazdığı Kitabı Tevhidi'ne göz atın. Bugün hangi Batılı Aristo ve Eflatun'u daha iyi biliyor acaba?
Her iki yazarın da iki farklı uygarlığa ait saydığı Türk ve Avrupa halklarının iç içe yaşamasının mümkün olmadığı iddiası, 'kültürel görecelik'ten esinleniyor. Farklı kültür mensuplarının ancak yan yana yani komşu ülkeler halinde yaşayabilecekleri teorisi BM insan hakları bölümü tarafından yeniırkçılık olarak nitelendiriliyor.
Üyeliğimizin AB için iyi olacağına kuşku yok. Ama bunu onların anlaması lazım. Biz zorla AB'ye iyilik edemeyiz. Bizim üyeliğimizi önce reddederlerse kendi gerçeklerini ve üyeliğimizin önemini belki daha iyi kavrayabilir ve kararlarını değiştirebilirler.
Altı yılı geçen bir süredir Radikal'de yazıyorum. İlk yazılarımdan itibaren AB maceramızın bizi ırkçılığa yakın tarihi önyargılarla ötekisi yapan Avrupalılar tarafından engellenebileceğini vurguladım. Buna, ırkçılık hakkında fazla bilgisi olmayan ve Avrupa'yı kölece yücelten liberal köşe yazarları karşı çıktı. 'Ne demek istediği şimdi anladınız mı' demekten kendimi alamazsam, beni bağışlayacaklarını umarım.