'Uygarlık projesi'

Batı uygarlığının çıktığı coğrafya olan Cermenik Batı Avrupa, Akdeniz havzasının aksine, tarihi boyunca çok dinli anlamında çokkültürlü olamadı.

Batı uygarlığının çıktığı coğrafya olan Cermenik Batı Avrupa, Akdeniz havzasının aksine, tarihi boyunca çok dinli anlamında çokkültürlü olamadı. Avrupa Yahudiliğini 1000 yıllık anti-semitizmin nihai aşaması olan Holokost'la yok etti. AB'nin başarıyla uyguladığı liberal demokrasi ve çoğulculuk, ekonomik refahın da arttığı bir ortamda farklı olana hoşgörünün gelişmesine kuşkusuz yardımcı oldu. Ancak AB'yi çokkültürlü bir toplum yapmaya yetmedi. Oysa AB'nin uygarlık projesi, çokkültürlü olmasına bağlı.
İkinci Dünya Savaşı ve Holokost'u izleyen dönemde, geçmişin bir daha tekrarlanamayacağını düşünen Avrupalılar dışarıdan işçi almaya başladılar. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri demir perde arkasında kaldığından, Müslüman ülkelerden başka işgücü kaynağı yoktu. Ya ihtiyatsızlıklarından ya artık değiştiklerine inandıklarından ya da gelenleri geri gönderebileceklerini sandıklarından, diğer büyük Semavi dine mensup olan Müslümanları içlerine aldılar. Büyük bir hata yaptılar.
Merkel geçenlerde Avrupa'nın çokkültürlülük projesinin başarısızlıkla sonuçlandığını ilan etti. Sınırlı bir kesim dışında Müslümanlar ev sahibi toplumlara entegre edilemedi. Gettolaşma hatta 'bantustanlaşma' yaygınlaştı. Müslümanların toplam işsiz ve toplam mahpuslar içindeki oranı olağanüstü arttı. Din ve etnisite temelinde bir iç proletarya ortaya çıktı. Radikal İslamist terörizm tehlikesi belirdi.
Bu gelişmelere karşı AB'de, Müslümanları entegre etmenin ötesine giderek asimile etme eğilimleri güç kazanıyor. Aşırı sağcı ve ırkçı partilerin politikadaki ağırlıkları artıyor. Geleneksel orta sağ partiler aşırı sağa kayıyor. Otto Schily Müslümanları 'leitkultur' dediği Alman kültürüne sokmaya çalışıyor. Sarkozy Fransız laikliği yerine Anglosakson laikliğini benimsemenin daha etkin bir yaklaşım olacağını savunuyor. Her ikisi de Alman veya Fransız Müslümanlığı yaratmak gibi umutsuz girişimlerden söz ediyor.
Türkiye'nin üyeliği bu balçıklaşan zemin üzerine oturuyor. Fazladan Türkiye Avrupa'nın tarihi ötekisi olmuş. Bize karşı önyargılar patolojik nitelik kazanmış. Bu psikolojinin vahim arazları yaygın biçimde görülüyor. Kusurlarımızı abartıyorlar. Kendi kusurlarını bize atıyorlar. Ermeni soykırımı iddiasıyla Holokost'u, Kürtleri ezdiğimiz ithamıyla içlerindeki Müslümanlara karşı ırkçı tavırlarını göreceleştiriyorlar. Özsel anlamda geri olduğumuzdan demokratik reformları uygulayamayacağımızı düşünüyor ve bizi düzeltilemez buluyorlar. 'Gururlu millet' derken, gururlu olmak için nedenimiz olmadığını ima ediyorlar. İçlerine alırlarsa AB'nin çökeceğinden, yani kimlik kaybına uğrayacaklarından korkuyorlar. Ötekisini tanımamanın kendi sorunları olmasına rağmen, kendimizi tanıtmamızı sürekli istiyorlar. Serbest dolaşımı yasaklamakla, 'kültürel görecelik' teorisine göre, iç içe değil, yan yana yaşayabileceğimizi söylemek istiyorlar.
Bizi ne bırakıyorlar ne de içlerine alıyorlar.
Tüm bunlar, Türkiye'yi üye yapmaya kalkışmakla, AB'nin kaldıramayacağı bir yükün altına girdiği izlenimi veriyor.
Ermeni 'soykırımı' ve Kürt 'azınlık' konuları gibi, AB'nin Kıbrıs sorununa yaklaşımını da bu çerçevede anlamak lazım. Sorun çözümlenmese bile Rumları
üye yapma kararını 1995'te aldılar. Bu nedenle katılaşan Rum taleplerini karşılayarak sorunu çözersek, olağanüstü bir bedel ödemiş olacağız. Çözemezsek üye olamayacağız.
Üyeliğimizi İslam dünyasıyla uyum içinde yaşayabileceklerini göstermek için istediklerini söylüyorlar. Oysa İslam ile Hıristiyanlık arasında en büyük çatışma sınırı, Türkiye ile Rum-Yunan ikilisi ve bunların ardındaki AB arasında. Bizi üye almakta derin kaygıları olan AB ülkelerinin Rum-Yunan yanlısı tutumları nedeniyle bu sorunlar çözümlenemediği için üye olamazsak, İslam-Hıristiyan çatışması bu kez hem de Batı içinde keskinleşmiş olacak.
Bir yandan Avrupa'daki Müslümanları asimile ederek, öte yandan da Hıristiyan Rum, Yunan ve Ermenilerin AB destekli çılgınca taleplerini yerine getirerek mi uygarlıklar arası birlikteliği sağlayacağız?
Sadece bizim için değil, Avrupa ve dünya için de çok tehlikeli bir süreç başladı.