Uzlaşı ve laiklik

AKP'nin, Refah'tan kopması, yönetimdeki eski Milli Görüşçüler ve Selefiye akımından etkilenenler, 'Değiştik' iddiasına inandırıcılık kazandıramıyor.

K.K.K. Org. Aytaç Yalman'ın Kara Harp Okulu eğitim yılı açış konuşması, Prof. Halil İnalcık'ın ödül töreni konuşmasından, laiklik ve toplumsal uzlaşı konularında ayrılıyormuş gibi görünüyor. Sn. İnalcık, dış dünyanın Türkiye'ye karşı tarihten gelen husumetinin yarattığı sorunlar ortada dururken, toplumun iki kültürel kimlik kampına bölünmesinden rahatsız.
'Semboller üzerindeki anlamsız kavgayı' körüklememeyi, 'kültür bağnazlığına
son vermeyi' ve 'bir ortak görüşte uzlaşmayı' öneriyor.
İkili kimlik yapısının laiklikle ilgili olduğu malum.
Sn. Yalman'ın konuşmasından, bu bölünmenin laiklikten taviz verilerek oluşturulacak bir uzlaşıyla çözümlenemeyeceği sonucu çıkıyor. Kendisi, tam tersine, Cumhuriyet'in bu 'en önemli devrimi'nin 'dinsel etkilerden arındırılmış bir devlet yönetimi yaratarak' 'toplumsal uzlaşıya dayalı demokrasinin temellerini atmış' olduğu görüşünde. 'Birlik ve beraberliğimizin temel taşı olan laikliğin.. din ve vicdan hürriyetinin teminatı' olduğunu vurguluyor.
Sorun, orta sağ ve sol partilerin çeyrek asır enflasyonu indirememeleri nedeniyle tasfiye olmaları, dini yönü ağır basan AKP'nin iktidara gelmesi ve anayasayı değiştirecek sayıya ulaşmasıyla ağırlaştı. AKP'nin türban krizinde doğal taraf olması, kadrolaşması, YÖK'ü ele geçirmeye çalışması ve Cumhuriyet'i kendi anlayışı istikametinde değiştirmek amacıyla AB üyeliğini istiyor izlenimi vermesi kuşkuları artırdı.
AKP'nin, kapatılması AİHM'ce onaylanan Refah'tan kopmuş olması ve yönetici kadrolarında eskiden Milli Görüş'e mensup olan, Selefiye akımından ya da okunduğu şekliyle Seyit Kutb'tan etkilenmiş bulunanların mevcudiyeti,
'değiştik' iddialarına kolayca inandırıcılık kazandırmıyor.
Sosyolojik açıdan Türkiye'nin kentleşmesi, pazar ekonomisi yoluyla oluşan orta sınıfların sekülerleşmesi ve bu çerçevede türbanın gericilikten çok modernleşmeye götüren bir araç olduğu görüşleri, sorunu kısa vadede çözümleyeceğe benzemiyor. Zira toplumun varoşlarda ve kırsal bölgede yaşayan beşte ikisi açlık ya da yoksulluk sınırında. Bu kesimler gibi, ortadaki 1/5 de, gelir düzeyi bakımından demokratik ülkelerin orta sınıflarından çok daha yoksul ve eğitimsiz. Ekonomik kriz, bu üç kesitin, dinin siyasette ağırlığını artırarak iktidarı belirlemesine yol açtı. Bu durumda sosyolojik veriler, siyasi sistemin laiklik açısında daha bir süre sıkıntılarla karşılaşabileceğini gösteriyor.
R. Aron 'laik dinler' derken, faşizm ve komünizm ideolojilerini kastdediyordu. Aklında laikliğin kendisi yoktu. Bugün yaşasaydı siyasi
İslam'ı dinden çok ideolojiye benzetirdi.
Türban konusunun sembolik önem kazanmış olması kısa zamanda bir hal şeklinin bulunamaması ihtimalini artırıyor. AKP'nin bu konuya fazla görünürlük kazandırmaması sonucunda oluşan modus vivendi, rejimin selameti açısından doğru bir yaklaşım.
Biraz teolojik nitelikte olmakla birlikte, iktidara gelmek, siyasi İslam'ı laikleşme yönüne itmekte en etkin araç olarak görünüyor. 'Hüküm Allahındır' ayetine doğru anlam verilmesi yani toplumun mutlaka insanlar tarafından yönetilmek zorunda olduğu bedahatı (aksiyomu), en iyi iktidarda anlaşılıyor.
Sn. Yalman 'uluslaşma sürecini tamamlayamadığımızı' söylemekte haklı. 'Batı'daki örneklerinin aksine', halk kitlelerinin katılımı olmadığından, Cumhuriyet'i ve demokrasiyi kurma görevinin askerlerce üstlendiği değerlendirmesi de doğru. Ancak Sn. Yalman, 'halkımızın giderek artan demokrasi talepleri'nin de farkında. Bu taleplerin 'doğru eksende gelişmesi ve demokrasinin temel değerlerine (bu bağlamda laikliğe) sahip çıkılması' son derece önemli. Bu nedenlerle Sn. Yalman'ın 'Atatürk Cumhuriyeti yaşarsa demokrasi bir süreç halinde gelişebilir' değerlendirmesi, demokrasinin 'statüter' yani yasalarla oluşturulan bir sistem olmaktan ziyade bir süreç olduğu temel gerçeğini yansıtıyor.
Bu amaçla Türkiye en az Fransa kadar Cumhuriyetine
sahip çıkmalı. Oysa biz sayın İnalcık'ın 'tarihimizi kirleten
virüs' saydığı ve hasta bir akım olarak gördüğü postmodernizmle Cumhuriyet'i kötülemeyi demokratikleşme sanıyoruz.