Vox populi

Halk, kişilerin toplamından daha büyük ve önemli bir şey. Halka verdiğimiz önemi göstermek için 'Halkın sesi Hakk'ın sesi' deriz. Latince'de aynı anlama gelen...

Halk, kişilerin toplamından daha büyük ve önemli bir şey. Halka verdiğimiz önemi göstermek için 'Halkın sesi Hakk'ın sesi' deriz. Latince'de aynı anlama gelen 'Vox populi vox dei' muhtemelen İslam'dan önce ortaya çıktı.
Halktan olmak, halkı tanımak ve halk tarafından da benimsenmek özellikle bizim demokraside hayati öneme sahip. CHP ve diğer sol partilerin seçim kazanamamaları halktan kopuk olmalarına bağlanıyor. Tabii sağ partilerin başarıları da halktan olmaları, halkın değerlerine saygı göstermeleriyle izah ediliyor.
Halkımızın seçimlerde tercihini ortaya koyarken belki de en az ilgilendiği şey, seçtiklerinin ülkeyi iyi idare edip edemeyeceği. Kendisinden görmediği kişilerin ülkeyi iyi yönetmek için gerekli donanıma sahip olması umurunda bile değil. Hastalansa halktan olup olmadığına aldırmadan, hatta halktan olmamasını uzmanlığının bir kanıtı olarak kabul edip, en iyi doktoru seçen halkımız, kendisini yönetecekleri seçerken yönetim yetenekleri olup olmadığına bakmıyor. Herhalde ülke yönetiminin doktorluktan daha az karmaşık bir meslek olduğunu düşünüyor.
Bu durum galiba demokrasiye erken girmemizden kaynaklanıyor. Demokrasi batı Avrupa'da adım adım gelişti. Ülkeler uzun süre aristokrasi, burjuvazi, mal mülk sahipleri, vergi ödeyenler vb. tarafından yönetildi. Ekonomi gelişip, kitleler piyasa ekonomisinde üretici olarak yerlerini aldıkça, seçme ve seçilme hakları genişletildi. Bu süreçte siyasi partilerin yönetici elitleri ve demokrasi içinde ülke yönetiminin kuralları oluştu.
Devrimlerle kurulan cumhuriyet modernleşmeyi yani halkı değiştirmeyi amaçladığından halkın doğal tepkisiyle karşılandı. Cumhuriyet devrimleri ekonomik kalkınmayı belli bir düzeye çıkaramadan demokrasiye geçildi. Yani halk, kendisini kalkınmanın meyvelerinden yararlandırmadan, devrimlerle
rahatsız etmiş gibi algıladığı cumhuriyetçi elitleri istikrarlı biçimde iktidardan uzak tuttu.
DP döneminde yani 1950-60 arasında izlenen popülist ekonomi politikaları, Amerikan yardımları ve Kore Savaşı nedeniyle artan hammadde ihracatıyla birleşince ekonomi hızla büyüdü. Aslında Bayar-Menderes ikilisi cumhuriyetçiydi. Ama CHP gibi radikal olmamaları, halkta devrim karşıtlarının ekonomide daha başarılı olduğu kanısını uyandırdı.
Öte yandan tam üretici olmadan seçmen olan yoksul kesimler, sosyal yardım, taban fiyatı, yüksek ücret vb. vaadinde bulunan popülist partilere meyletti. Halktan olmanın ölçütü buydu.
Bu nedenlerle bizde hâlâ elitleri dışlayan ve yazılı olmayan yönetim kurallarını bilmeyen bir demokrasi var. Bu demokrasinin ülkeyi
yönetememesi çok mu şaşırtıcı?
İnsan hakları ve demokrasi adına halkın sınırsız din özgürlüğünü savunan liberal ve muhafazakâr köşe yazarları bile, ekonomi geliştikçe şehirleşmenin, eğitimin, sanayileşmenin ve orta sınıf oluşumunun ileri aşamalara ulaşacağını ve türban gibi sorun yaratan sembollerin etkisini kaybedeceğini söylüyorlar. Yani şimdi mütedeyyin hayat tarzını benimsemiş kitlelerin, toplumsal gelişmeyle değişeceğine inanıyorlar. Böylece halkın değerleri diye savundukları şeylerin aslında gerilik olduğunu ve toplumun modernleşmesiyle terk edileceğini itiraf etmiş oluyorlar.
O zaman halkın yarın benimseyeceği modern değerleri bugün savunmak, halka neden saygısızlık olsun? Ya da halkın bir kısmının şimdiki değerlerinin geri veya modernite öncesi olduğunu bile bile saygı gösteriyormuş gibi yapmak dürüstlük mü?
2001'de büyük bir krizden çıkan ekonomimiz nefes alacak duruma geldi. Bu nedenle içimizi dolduran iyimserlik havasında, sorunlarımızın vahametini küçümsüyoruz. Oysa önümüzdeki dönemde Türkiye olağanüstü zor iç ve dış sorunlarını çözmek ya da çözüm yoluna sokmak zorunda.
Demokrasimizin 60. yaşında halkımız, ülkeyi yöneteceklerin kendisinden olması, kendisini tanıması ve kendi değerlerine saygı göstermesi gibi, aslında yönetim becerisi ile ilişkisiz kıstaslar yerine, bir kere de yönetim ehliyetine sahip insanları seçme yolunu denese acaba nasıl olur?