Vurun Dışişleri'ne

Emeklilik yaşı büyükelçiler için de 61'e indiriliyor. 80 büyükelçinin emekliye ayrılmasından sağlanacak tasarruf ne olabilir?

Emeklilik yaşı büyükelçiler için de 61'e indiriliyor. 80 büyükelçinin emekliye ayrılmasından sağlanacak tasarruf ne olabilir? Bir büyükelçinin merkez maaşıyla emekli maaşı arasında fark neredeyse yok denecek kadar az. Yurtdışı temsilcilik sayısı da sabit olduğuna göre, oradan da tasarruf sağlanamayacak. Amaç 'genç ve kabiliyetli diplomatların önünü açmak'sa bunun başka ve çok daha az sakıncalı hatta sağlıklı yolları var.
Bugün 50-55 yaşı civarında büyükelçi olunuyor.
60-65 yaşları arasındaki büyükelçilerin başarılı olanlarıysa, Türkiye için çok önemli olan büyük ülkelerle uluslararası kuruluşlarda görev yapıyorlar. Erken emeklilik, meslek tecrübelerinin zirvesindeki bu bir düzine büyükelçiyi de tasfiye edecek. Böylece yaratılacak boşluk, Türk dış politikasına etkileri hemen ve açıkça görülmeyen büyük bir darbe oluşturacak.
Bakanlık meslek memurlarının yüzde 10'unu kapsayan böylesine büyük bir tasfiyeye maruz bırakılanların yerlerine yeni büyükelçilerin atanması, bakanlığı siyasi iktidarın etkisine son derece açık hale getirecek. Hele 61 yaşından sonra hükümet kararıyla her yıl yapılacak uzatmalar, büyükelçileri sözleşmeli personel düzeyine getirmesinin yanında, siyasetin bakanlıktaki hâkimiyetini de tamamlayacak.
Sorun, Dışişleri memurlarının demokrasi gereği siyasi iktidarın saptayacağı politikalara uyumunu sağlamakla ilişkili değil. Dışişleri'nde siyasi iktidarın talimatlarına riayet zaten hiçbir zaman sorun olmadı. Dosyasını bakanına arz eden Dışişleri aldığı talimatı, sakıncalarını (varsa) söyledikten sonra, tümüyle uygulamayı meslek terbiyesinin bir gereği bilir.
Siyasetin bakanlığa böylesine girmesi, mesleki rekabette iktidara yakın olmayı liyakatin üzerine çıkaracağından ve bir parti lehine kadrolaşma yaratacağından çok tehlikeli.
Dışişleri'nin ülke çıkarlarıyla ilgili yüksek güvenlik sorunlarıyla uğraşması, kadrolarının birtakım ruhu, kuruma aidiyet duygusu, yani
'esprit de corps' ile sağlam bir davranış etiği, yani 'etos'a sahip olmasını gerektirir. Yoksa son derece zor mücadele şartlarında başarılı olmak mümkün değildir. Ancak bu kurumsal bütünlüğün doğal sonucu olan, diğer kurumlardan farklılaşma Dışişleri'ni saldırıların hedefi haline de getirir. Siyasi iktidarı, belki de temelde Dışişleri'nin bu özelliğine karşı duyduğu infial böylesine bir tasfiyeye yöneltiyor. Ama bunun sonucunda ruhunu kaybetmiş, siyasetin oyuncağı haline gelmiş, işe yaramaz bir Dışişleri ortaya çıkacak.
Tasfiye amacıyla kulanılan gerekçe, yani diplomasinin uzmanlık ya da özel deneyim gerektirmeyen bir meslek(?) sayılması da ayrıca irdelenmeye değer. Türkiye'de, ileri demokrasilerden farklı olarak, meslek niteliğine henüz kavuşmamış siyasetin diğer meslekleri de kendisi gibi sanmasını bir dereceye kadar anlayışla karşılamak mümkün. Ama diplomasinin istisnai mesleki özelliğini anlayamamak, dış politika konusunda derin bir cehaletin varlığını gösteriyor ki, belki de Türkiye açısından en büyük tehlike bu.
Dışişleri laik, Batılı ve Atatürkçü özelliklikleriyle Cumhuriyet'in temel birkaç kurumundan biri. Ve bu kurum şimdi bu nedenle ciddi bir tehlike altında. Tehlikenin boyutunu anlamak için aynı kuralın TSK'ya uygulandığını
düşünün. Zaten güçleri şimdilik buna yetmeyenler Dışişleri'ni ilk hedef olarak seçiyorlar. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, temel kurumları ve muhalefeti seslerini yükseltmek için acaba neyi bekliyorlar?
Sn. Yaşar Yakış, 65 yaş kuralını, herhangi bir ara tertiple sulandırılmış hali dahil, engeleyemezse, bakanlığın şeref ve haysiyetini korumak için istifa edeceğini şimdiden bildirmeli. Benim tanıdığım Yaşar Yakış zaten böyle bir muameleye tahammül edemez. Kaldı ki bir Dışişleri mensubunun bu yola tevessül eden bir siyasi güçle birlikteliğinin herhalde daha ileri bir sınırı da olamaz.