Yanlış konu, yanlış analiz, yanlış söylem (1)

TSK yüksek komuta heyetindeki değişiklik vesilesiyle emekliye ayrılan generallerin yaptıkları konuşmalar basında geniş yankı yaptı.

TSK yüksek komuta heyetindeki değişiklik vesilesiyle emekliye ayrılan generallerin yaptıkları konuşmalar basında geniş yankı yaptı. Generallerin bu kez söylediklerinin daha öncekilerden fazla bir farkı yoktu. Siyasi iktidar mensuplarıysa tartışmaları seyirci olmanın ötesinde bir tepkiyle karşılamadılar. Basında bir kısım köşe yazarı bu 'demokratik' mücadeleyi adeta tek başına yürüttü.
Generallerin siyasi konulara ilişkin görüşlerini kamuoyuna açıklamaması, genelkurmay başkanına sunması gerektiğini ileri sürülüyor. Oysa demokrasilerde, ilke olarak, generallerin kapalı kapılar ardında dahi siyasi görüş beyan etmemeleri; genelkurmay başkanlarının da siyasi görüşlerini kamuoyuna açıklamamaları gerekir. Ancak sorun demokrasi kurallarının ötesine gidiyor. Gazetecilerin bu kurallara atıfta bulunarak değil bu sorunu çözmeleri, geçici olarak dahi generalleri susturmaları beklenemez. Nitekim son tören dahil konuşmaya devam ettiler.
Emekliye ayrılan, hatta görevi devralan generallerin beyanda bulundukları konuların olağan 'siyasi' konu niteliğinde olmadığı görülüyor. Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri olan tekil yapı ve laiklik konuları Atatürk'ün emrinde Cumhuriyet'in kuruluşuna en büyük aktör olarak katılmış olan TSK'nın mensuplarının sadece konuştukları değil, fiilen rejime müdahale ettikleri konular. TSK, PKK ile mücadeleyi demokratik kurallar içinde yaptı. Ancak 28 Şubat süreci dolaylı bir müdahaleydi. Bu müdahalenin kendisinin değilse bile sonucunun hukuka ve demokrasiye uygunluğu, daha sonra Refah'ın kapatılması davasında AİHM'nin kararıyla yine dolaylı bir biçimde onaylandı. Şimdi Refah-Fazilet akımından ayrılan ve değiştiğini söyleyen bir partinin iktidarında, söz konusu generaller tedirginliklerini dile getiriyorlar.
Bu tedirginliğin arkasında tesettür konusunun bulunduğu ve TSK ile iktidar ilişkilerini sanılandan daha olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Kadrolaşmak, YÖK'ü değiştirmek, YAŞ kararlarına şerh koymak, parlak ve yoksul çocukları özel okullarda okutmak vb. bu kanvas üzerinde şekilleniyor.
Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine ilişkin soru işaretleri AB üyeliğimize ilişkin gelişmeler dolayısıyla daha da belirginleşmeye başladı. Son pakette ifade özgürlüğünün bölünmeyi de kapsaması, anadilde eğitim ve yayın hakları gibi, AB ülkelerinin üyeyken gerçekleştirdikleri (veya Yunanistan'da olduğu gibi hâlâ gerçekleştiremedikleri) azınlık haklarının, Kuzey Irak'taki malum gelişmeler vuku bulurken verilmesi tedirginliği kaygıya dönüştürüyor. Tam bu sırada MGK'nın dipten budanması bu kaygıları artırıyor.
Aslında sorunun nedenleri tarihimizin ve toplumsal yapımızın derinlerinde yatıyor. Ama TSK ile iktidarın karşılıklı değişme oranlarına ilişkin iddialar halinde dışa vuruyor. AKP yeterince değişti ve laiklik açısından tehlike kalmadı da TSK mı yeterince değişmediğinden bu 'sosyolojik' gerçeği göremiyor, yoksa AKP yeterince değişmediği için mi TSK yaklaşımını değiştiremiyor? Bir grup köşe yazarı içinse, AB üyeliği yolunda atılan adımlar rejimi demokratikleştirerek değiştirdiği halde, TSK bu değişikliğe adım uyduramıyor. Bunlar açısından AKP'nin yeterince değişmemiş olması görece daha az önemli olabiliyor.
Irak'a asker gönderme konusundaki tartışma bu sorunlara eklendi. Genelkurmay Başkanı Org. Sn. Özkök bu konudaki ilke kararını kamuoyuna açıkladı. Org. Sn. Çetin Doğan'ın konuşmasında izhar ettiği tereddüde rağmen, asker göndermeye karşı çıktığı izlenimini almadım. Acaba ben mi hata ediyorum? Zira daha önce Harp Akademileri'nde yapılan toplantılarda, Org. Sn. Kılınç'ın İran ve Rusya ile ilişkileri AB'ye seçenek olarak ileri sürmediğini ve Org. Sn. Büyükanıt'ın da 3. Dünyacılık yapmadığını düşünmüştüm. Ancak basınımızda bu konularda da generaller uzun uzun eleştirildi. Basınımızın bir bölümünün TSK eleştirisini dayandırdığı analizin ve bundan çıkan eleştirel söylemin doğru olduğunu; bu yaklaşımla ordunun siyaset üzerindeki ağırlığının azaltılabileceğini sanmıyorum.
Nedenleri bir sonraki yazıda.