Yanlış mı anlıyoruz?

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu'nu kısa bir süre de olsa yakından tanımak imkânım oldu. Başkanlığı sırasında söylediği birçok şey adeta çığır açtı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu'nu kısa bir süre de olsa yakından tanımak imkânım oldu. Başkanlığı sırasında söylediği birçok şey adeta çığır açtı.
Bu nedenle bir süre önce Ruhat Mengi ile türban konusunda yaptığı söyleşiyi dinlerken biraz şaşırdım. İnanarak türban takanları rencide etmemek için bu konuda yazmaktan çekiniyorum. Kamu alanı tanımına ilişkin tartışma sürüyor. Cumhuriyet'in laiklik ilkesi de hiç olmadığı kadar tartışmaya açıldı. Konu aynı zamanda kadının toplumdaki yeri, iffet kavramı ve aile kurumunun geçirmekte olduğu krizle ilgili.
Yani çok karmaşık bir sorunla karşı karşıyayız.
Türbanın arkasındaki dini anlayışı tartışmak, din ve inanç özgürlüğüne saygısızlık sayılamaz. Sn. Mengi de programında aslında bunu yapmak istedi. Kadının örtünmesine ilişkin Nur suresi 31. ayetini kendine göre yorumlayıp, Sn. Bardakoğlu'na sorular sordu.
Başkan bunlara verdiği cevaplarda, mealen, ayete göre örtünmenin bir vecibe olduğunu; bu konuda gelenek bulunduğunu; soru üzerine, geleneğin sadece Kuran değil, Peygamber'in sünneti yani yaptığı ve söyledikleri ışığında oluştuğunu; buna uymamanın kişinin Allah ile arasında bir sorun olduğunu; kimseye örtün diye baskı yapılmadığını, Kuran'ın ancak bilenler tarafından yorumlanabileceğini ve kimsenin gönlüne göre bir İslam dini yaratamayacağını belirtti.
Sn. Bardakoğlu daha önceki bazı beyanlarında örtünmenin şart olmadığına işaret etmişti. Ama bu kez, örtünme vecibesi yerine getirilmezse günah işlenmiş olacağını ima ediyor gibiydi.
İslam'da örtünmeye ilişkin genel bir gelenek olduğu kuşkusuz. Ama nasıl örtünüleceği konusunda ortak bir gelenek yok. Konu bir saç telinin dahi görünmemesini amaçlayan türban ya da sıkma baş ise, bu konuda bir gelenek olduğu hiç söylenemez.
Türban büyük çoğunlukla Arap ülkelerinde görülüyor. Yani coğrafi alanı dar. Bırakalım Endonezya ve Malezya'yı, Türkiye'nin nüfusunun beş-altı katı olan Pakistan, Hindistan ve Bangladeş kadınları kullandıkları tül şalın altında saçlarını saklamıyor. Öte yandan türban gelenek haline gelecek kadar eski de değil. Müslüman Kardeşlerin 1960'larda benimsediği hayli yeni bir uygulama.
Bu şartlar altında türban takmanın bir vecibe, takmamanın günah olduğu söylenemez.
Aslında sorun burada değil. Sorun, Sn. Bardakoğlu'nun, Sn. Mengi'nin söz konusu ayet metnini akılla anlama, yorumlama, tartışma çabalarını karşılıksız bırakması. Böyle davranırken geleneğe ve sünnete yaptığı atıflar, kendisinin, aynı zamanda Selefi olarak da adlandırılan, Hadis (nakil veya rivayet) ekolüne mensup olduğu ya da bu ekolden gereğinden fazla etkilendiği, bu haliyle gelenekçi ve muhafazakâr kanada meylettiği izlenimi veriyor.
Oysa Sn. Mengi'nin, uzman olmasa da, bir Müslüman olarak, Kuran'ı anlamaya ve bu amaçla tartışmaya hakkı var. Aslında bu yaklaşım, Hadis ekolünün karşıtı olan yenilikçi, akılcı, rey ekolünün yani Hanefi-Maturidi çizginin de bir gereği. Kaldı ki, ayetten örtünmenin İslam öncesinde de uygulandığı; yani örfi nitelikte olduğu; örf değiştikçe de değişebileceği anlaşılıyor.
Hz. Ömer ve daha sonra Maturidi, 'yararı biten' ya da 'aklın artık kabul edemeyeceği hale gelen' ayetlerin yürürlükten kaldırılabileceğini (nesh) söylemediler mi? Osmanlı, Kuran'ın ukubat (ceza hukuku) ayetlerini uyguladı mı?
Sn. Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı kurulurken Atatürk'ün Hanefi-Maturidi itikadı takip etmesi yolundaki talimatını ve hilafetin kaldırılması vesilesiyle devrin Adalet Bakanı Seyid beyin Meclis konuşmasını bizden iyi biliyordur.
Sn. Bardakoğlu birçok dengeyi gözetmek zorunda. İşi zor. Ama şu temel sorulara cevaplarını da biz bilmek zorundayız:
Müslüman Kardeşlerin Selefi-Harici siyasi ideolojisini İslam olarak mı kabul etmektedir?
Maturidi'nin diyanet-siyaset, din-şeriat, iman-amel ayrımlarına; vahyi anlamak için yenilikçi, akılcı, tevilci, nazarcı, kelamcı yaklaşımına; özgür irade ve sorumlu birey anlayışına karşı mıdır?
Kısaca Diyanet, Cumhuriyet kurumu olmayı sürdürmekte midir?