Yarı hukuki

Türk-Ermeni Barışma Komisyonu (TARC), merkezi New York'ta bulunan ICTJ'den "Soykırım Sözleşmesi'nin XX. yüzyılın başında vuku bulan olaylara uygulanabilirliği" konusunda hukuki bir çalışma yapmasını istemişti.

Türk-Ermeni Barışma Komisyonu (TARC), merkezi New York'ta bulunan ICTJ'den "Soykırım Sözleşmesi'nin XX. yüzyılın başında vuku bulan olaylara uygulanabilirliği" konusunda hukuki bir çalışma yapmasını istemişti. Güney Afrika'daki barış sürecinde çalışmış bir STK olan ICTJ (açık ismi 'Geçiş Döneminde Adalet Uluslararası Merkezi' olarak çevrilebilir) raporunu 9 Şubat günü sundu.
Raporun ilk bölümünde, 1948 yılında imzalanmış ve 1950 yılında yürürlüğe girmiş olan BM Soykırım Sözleşmesi'nin, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi 28. maddesine göre hukuken geriye doğru işlemeyeceği yani 1915'lerde vuku bulan Ermeni 'olayları'na uygulanamayacağı belirtiliyor. Bu nedenle, Ermeni olaylarıyla ilgili olarak hiçbir devlet ve kişiden, hukuki ve mali taleplerde bulunulamayacağı ve toprak istenemeyeceği ifade ediliyor.
Raporun bu sonucu, Koçaryan hükümetiyle Ermenistan ve diyaspora Taşnaklarının bugüne kadar ısrarla yaptıkları tazminat ve toprak taleplerinin hukuki bir temele dayanmadığını ortaya koyuyor.
Ancak ICTJ burada durmamış, kendisine verilen görevin sınırlarını aşarak, yani TARC'ın sorduğu sorunun ötesine geçerek rapora bir bölüm daha eklemiş. Bu bölümde, hukuken geriye işlemesine imkân olmayan Soykırım Sözleşmesi'nin geriye işletildiği varsayıldığında, Ermeni olaylarının
'hukukçular, tarihçiler, gazeteciler, politikacılar ve diğer kişiler tarafından' soykırım olarak 'tasvir edilebileceği' ileri sürülüyor.
TARC, ICTJ'den yapacağı çalışmanın 'hukuki nitelikte' olmasını istemiş, alınan cevapta da 'münhasıran' hukuki çalışma yapılacağı teminatını almıştı. Oysa bir sözleşmenin hukuken geriye dönük uygulanması mümkün değilse, yine de geriye dönük uygulanabileceği varsayımıyla yapılan bir analiz hukuki nitelikte sayılabilir mi?
ICTJ, ikinci bölümün hemen başında Ermeni olaylarına ilişkin bir araştırma yapmadığını itiraf ediyor. Zaten metin boyunca hiçbir araştırma bulgusuna da rastlanmıyor. Rapor 'olaylar' konusunda başkalarının anlattıklarından hareket ederek sonuçlara varıyor. Yani hukuki olması gereken bir analizde kullanılması kaçınılmaz olan veriler, kanıtlar, istatistikler, arşivler, tanıklar, tutanaklar vb yerine 'anlatımlar' (accounts) esas alınıyor. Bu anlatımların büyük çoğunluğunun 'olayları' soykırım olarak tanımladığı belirtiliyor. Sözü edilen ama hiçbiri tırnak içinde verilmeyen bu anlatımlar, herhalde, Ermeni tezini kanıtlamak için Ermeniler ve apolojistleri tarafından kaleme alınmış siyasi nitelikteki yaklaşık 22 bin kitaptaki iddialar olmalı.
İlginç olan bir nokta da raporun bu bölümünde Ermeni tehcirinden söz edilmiyor olması. O zaman soykırım iddialarının hangi bağlamda ileri sürüldüğünü dahi anlamak mümkün olmuyor.
Eskiden beri söylediğimiz gibi, aslında, Soykırım Sözleşmesi'ni, sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önceki olaylara uygulamanın hukuki bir yolu var. Bunun için ilk adımda iki tarafın, yani Türkiye ve Ermenistan'ın birlikte hazırlayacakları bir tahkimnamede, sözleşmedeki soykırım hukukunu geriye dönük olarak 'olaylara' uygulamayı kabul etmeleri; sonra da ya Lahey Adalet Divanı'nda ya da Lahey Daimi Hakemlik Mahkemesi'nde bu 'olaylar'ın soykırım olup olmadığını sormaları gerekiyor. Ancak Ermeni tarafı yargı yoluna gitmekten sürekli kaçınıyor. ICTJ gibi yargı mercii olmayan STK'lardan yargı yerine kullanabileceği 'hukuki' mütalaalar alarak sanki hukuken haklıymış izlenimi vermeye çalışıyor. Oysa yargı, ICTJ'den farklı olarak, yargılama yetki ve kapasitesine sahip mahkemeler tarafından prosedüre harfiyen riayetle ve iddia kadar savunma hakkının da kullanılmasıyla gerçekleştirilebilir.
Anlaşıldığı kadarıyla ICTJ, raporun hukuki nitelikteki birinci bölümünde Türkiye'ye sağladığı somut kazanımları dengelemek için, hukuk dışı da olsa, Ermenilere de bir şeyler vermek ve böylece kurulacak denge temelinde bundan sonraki barış çalışmalarının devamına katkıda bulunmak istiyor.
Bu çalışma sonucunda Ermeni olayları dolayısıyla Türkiye'den toprak ve tazminat talebinde bulunulamayacağı; Ermenilerinse, eskiden olduğu gibi, hukukla ilgisi olmadan soykırım iddialarını sürdürebilecekleri bir kez daha ortaya çıkıyor.