Yas tutmak

Ertuğrul Özkök 20 Mart tarihli Hürriyet'te 17-18 Mart Şehitler Günü'nün artık yeni bir milli bayram olduğunu; bunun 'Türk Cumhuriyeti ve Türk milleti tarihinde...

Ertuğrul Özkök 20 Mart tarihli Hürriyet'te 17-18 Mart Şehitler Günü'nün artık yeni bir milli bayram olduğunu; bunun 'Türk Cumhuriyeti ve Türk milleti tarihinde bir milat' teşkil ettiğini; 'Türkiye(nin) ilk defa Şehitler Günü'nü.. üniter bir millet duygusu haline' getirdiğini yazıyor. Özkök'ün doğru bir sezgiyle olayın miladi niteliğine yaptığı atıf, bende bazı düşünceler uyandırdı.
1988-91 arasında Yunanistan'da görev yaparken, İstanbul'un fethinin (ya da onlar için Konstantinopolis'in kaybının) nasıl derin bir matemle anıldığını gördüm. Büyükelçiler Atina'nın bir kilisesinde uzun bir dini merasim izliyorlardı. Yunanistan'ın zafer kutlamaları gibi, bu yas törenine katılmak da Türk büyükelçisi için hayli çelişkili bir tecrübe oluyordu.
Ama asıl şaşırtıcı olan, Yunan kimliğinde büyük kayıpların yasını tutmanın, zaferleri kutlamak kadar önemli olmasıydı. İnsan böyle bir olguyla karşılaşınca, biz Türklerin sadece zaferlerimizi kutladığımızı, kayıplarımızın yasını tutmadığımızı fark ediyor.
Prof. Vamık Volkan'ın büyük eseri 'Dost ve Düşman İhtiyacı'nda, toplumsal kimlikte 'seçilmiş zaferler ve seçilmiş travmaların' önemi belirtiliyor. Biz, Çanakkale, İnönü ve Sakarya Savaşları ile Büyük Taarruz ve Cumhuriyet'in kuruluşunu kutlanacak zaferler olarak seçmişiz. Ama yas tutacak büyük kayıplarımız yokmuş gibi davranıyoruz.
Oysa Türklerin kayıpları çok büyük. Birbiri ardından toprak kaybederek büyük bir imparatorluktan bugünkü sınırlarımıza indik. Kaybettiğimiz Kırım, Balkanlar ve Kafkasya, sömürge değil, vatanımızdı. 1821-1922 arasındaki imparatorluğun en uzun yüz yılında oralarda yaşayan insanlarımızın 5 milyonu katledildi, 5 milyonu da Anadolu'ya sığındı.
Toynbee, tarihte en büyük trajedinin bir imparatorluğun yıkılışı olduğunu yazıyor. Bu saptamasını, herhalde, Osmanlı'nın yıkılması sırasında çekilenlere bizzat tanık olmasına borçlu. Böyle bir yıkıntı sürecinde herkes acı çekti. Ama acıların en büyüğünü imparatorluğun asli unsuru olan Türklerin çekmesi doğaldı.
Buna rağmen kayıp ve acılarımızı unuttuk.
Bunun bazı önemli nedenleri vardı. Muhtemelen, acılarımız olağanüstü büyük olduğundan, onlarla yüzleşmek için yeterli ruhsal güce sahip olamadık. Öte yandan, acılarımızı belleğimizde sürekli canlı tutmamız halinde, kaybedilen toprakları tekrar ele geçirmek ve katliamların intikamını almak gerekecekti. Oysa biz Anadolu'yu bir mucize eseri kurtarabilmiştik. Böyle bir macera elimizdekini bile kaybetmekle sonuçlanabilirdi. Nihayet, kurtardığımızla yetinip, geçmişi unutmak ve geleceğe bakmak çok daha akılcı bir davranış olacaktı.
Artık unutkanlığımız bitiyor. İlk değişiklik, Sarıkamış'ta şehit düşenlere duyulan ilgi artışıyla ortaya çıktı. İnsanlar 60 bin gencin donarak öldüğü bölgeye çıktılar. Derin keder gözlerinden okunuyordu.
Çanakkale'de toprağa düşen şehitlerin önemi, savaşta kazanılan zaferin boyutlarına ulaştı.
Lise ve üniversite öğrencisi koskoca bir genç neslin yok oluşu derin bir hüzünle anılmaya başladı. Kayıplarımızın istatistiksel belirsizliği yerini tek tek isimlerinin kazındığı levhalara bıraktı.
Bu değişimi büyük ölçüde Ermenilere borçluyuz. Onlar kendi acılarını bize soykırım diye böylesine dayatmasalar ve Batılılar da onları böylesine desteklemeseler, belki daha uzun süre yaşadığımız amnezi devam edecekti.
Geçen yıl ASAM yakın tarihte Türklere yapılan mezalim konusunda bir derleme yayımladı. Uzun bir süre yeterince yazar ve yazı bulmakta güçlük çektik. Konuyla ilgili arkadaşım, şimdi adeta bir yazı yağmuruna tutulduklarını söylüyor. 1984-1999 arasında PKK'ya verilen binlerle şehit gencimizi genel bir üzüntü ifadesiyle anıyorduk. Artık bir tek gencin kaybı, sadece ailesi, yakınları ve yöresinde değil, toplumun tümünde büyük bir matem havası yaratıyor. PKK ve onu destekleyenler, toplumdaki bu değişikliği doğru okumalılar.
Türkler travmalarının yasını tutmaya başladı. Normalleşiyorlar. Bu süreç sonunda hepimiz çok daha sağlıklı insanlar olacağız.
Milliyetçiliğimiz de olgunlaşacak.