Yeteneksizliğin derecesi

Sn. Erdoğan cumhurbaşkanlığı sürecini çok kötü yönetti. Kendisinin cumhurbaşkanı olma ihtimali zedelenmesin diye aylarca adaylık konusunu konuşturmadı.

Sn. Erdoğan cumhurbaşkanlığı sürecini çok kötü yönetti. Kendisinin cumhurbaşkanı olma ihtimali zedelenmesin diye aylarca adaylık konusunu konuşturmadı. Uzlaşma ile başka birisinin cumhurbaşkanı seçilmesini önlemek için ana muhalefetle görüşmelerden kaçındı. Kendisinin cumhurbaşkanı olmasının yaratacağı sakıncaları gecikerek anladığında da, adaylık sürecinin kontrolünü Sn. Arınç'a kaybetti. AKP'nin Milli Görüş çekirdeği dışında birisinin adaylığına sırf eşinin türban takmaması nedeniyle karşı çıktığı anlaşılan Sn. Arınç'ın ısrarıyla, Sn. Gül adaylığa adeta itildi.
Bu arada 14 ve 19 Nisan mitingleri, TSK'nın 27 Nisan açıklaması ve Anayasa Mahkemesi'nin 367'ye ilişkin kararı geldi. Sn. Erdoğan'ın daha da ileri gitmeden, Sn. Gül'ün adaylığını geri çekmesi ve yeni cumhurbaşkanı seçimini genel seçimlerin sonunda oluşacak yeni Meclis'e bırakması en doğru yol olacaktı. 28 Nisan günü orduya cevap verilmişti. Yani AKP'nin durumu halka, yenilgi değil, başarı olarak sunması mümkündü.
Bu yapılmadı. Sn. Erdoğan'ın üç gün önceki AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada tüm insicamının kaybolduğu görüldü. Lider ve partisi, yenilmişlik duygusundan kurtulmak için kendilerini intikam ve meydan okuma tepkiselliğine kaptırdılar. Güçlerinin azaldığı sırada, sanki güçlüymüş gibi, güçlerinin üstünde hedeflere yöneldiler.
Süreç yönetiminin akılla bağdaşması mümkün olmayan bu tehlikeli yeni aşamasında, 22 Temmuz'da erken genel seçimlere gidilecekti; halkın önüne iki sandık konacaktı; yarı başkanlık sistemine geçilmemesine rağmen cumhurbaşkanını halk seçecekti; bu amaçla Sn. Sezer'in veto edeceği muhakkak olan ve dolayısıyla o tarihe kadar tamamlanması mümkün olmayan bir anayasa değişikliği yapılacaktı; bu arada Meclis'te ne anlama geldiği anlaşılamayan cumhurbaşkanlığı turlarına devam edilecekti; hatta 6 Mayıs'ta yapılacak ilk turda 367 toplantı yeter sayısı sağlanamazsa, 9 Mayıs'ta 'ilk tur' yeniden yapılacaktı. Yani seçim için son tarihin 16 Mayıs olduğu ve her tur arasında üç tam gün bulunması gerektiği göz önüne alınmadan, Sn. Gül cumhurbaşkanı seçilinceye kadar ilk tur tekrarlanacaktı.
Yakın tarihimizde, yaptıkları hatalar dolayısıyla krize girmemizi önleyemeyen iktidarların, geriye döndükleri, gerilimi azaltarak rejimi normalleştirdikleri hiç görülmedi. Ne yaptılarsa kriz ağırlaştı ve istenmeyen sona varıldı.
Bu defa da, Sn. Başbakan'ın ve AKP'nin, bu karmakarışık, çelişkilerle dolu, riskleri yüksek, kime ne kazanç sağlayacağı belirsiz, tesadüfen dahi başarıyla sonuçlandırılması imkânsız garip yol haritasını uygulamaya kalkışmaları, bu ülkeyi yönetmelerine artık imkân olmadığını açıkça gösteriyor. Bir mucize olmazsa içine girdiğimiz girdaptan kurtulmamızın mümkün olmadığı her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.
Bu durumda krizin kendiliğinden ortadan kalkmasını beklemek akıl kârı değil.
Şimdi geçici bir ferahlama olarak algılanan erken seçim ilanının, bu krizi bertaraf etmesi ihtimali yok denecek kadar az.
Şimdiye kadar krize ılımlı tepki veren borsaların aniden bozulması ihtimaliyse göz ardı edilemez boyutta.
Bu şartlar altında, belki de tek çıkış yolu, Sn. Sezer'in süreç yönetimine el koyması.