1 Mayıs'a giderken

1 Mayıs sloganlarının tekrarlanmasıyla sınırlı kaldığı müddetçe, dünyayı değiştirme bilincimiz 19. yüzyılın kalıplarında kalmaya mahkûm.

Tahrir sosyal medyanın gücünü gösterdi.
Bir çırpıda insanlar örgütlendi. Devlet terörünün cep telefonlarında görüntülenen imajları kitleleri ayaklandırdı. Küresel kamuoyu yarattı. Diktatörler düştü. Hükümetler devrildi. Ekonomik krizle beli bükülen, yakın gelecekte enerji, su, beslenme, çevre sorunlarıyla sarsılacak dünya başkentlerinde tehlike çanları çaldı.
Haber ve bilginin dolaşımını yaygınlaştıran matbaanın keşfi, egemen düzenin otoritesine darbe indirdiği gibi, internet üzerinden gençlerin öncülüğünde kurulan Yeni İpek Yolu toplumsal eylemlerin dinamiğine tarihte emsali olmayan ivme katmaya gebe. Miyadını doldurmakta ulus devlet rejimlerinin kısır, baskıcı politikalarına karşı örgütlenmekten öte, din ve bayrak aitliklerinin aşılarak sosyal medya üzerinden küresel sorunlarımızın göğüsleneceği küresel eylemlerin eşiğindeyiz. 

Denetimsiz kapitalizm 
Soğuk savaşta, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki nükleer silahlanma yarışı dünya siyasetinin gidişatını belirliyordu. Günümüzde çatışma, henüz adı konmamış, yeni yeni bilincine varılan, sivil toplumun özgürlük arayışları ile devlet denetimi arasında. Araçlar, internet üzerinden haberleşme ve siberteknoloji.
Demokrasinin ana sorunu, toplumu korumak adına devletin totaliterleşmesi. Yasama ve yargının arka plana itilerek yürütmenin güçlendirilmesi. Devlet, denetimsiz kapitalizmin özelleştirme furyasında insanca yaşamı ayrıcalık haline getirirken olası tepkilere karşı da herkesi potansiyel terörist olarak gözetleyen ‘teknoloji harikası’ yeni sistemler geliştiriyor.
E-postalarımızın, telefon konuşmalarımızın dinlenmesi artık sıradan.
Yeni teknolojilerle devletin hepimizin yüzünü fişleyeceği bir ortama sürükleniyoruz. Yüzümüzün ilk kayda alınıp belgelenmesi Fransa’da pasaportlara fotoğraflarımızın da konduğu 19. yüzyıl sonları.
Bizler de internet kullanıcıları, potansiyel gönüllü kurbanlar, günbegün data bankalarına kendi kendimizi fişliyoruz. Facebook’a koyduğumuz her fotoğraf güvenlik sistemleri için bir tür veri bankası. 11 Eylül’den hemen sonra, biyometrik teknolojileri geliştiren bir şirketin yayımladığı raporun adı ‘Uygarlığı terörün yüzünden korumak’. Bir örnek: 2014 Dünya Futbol Kupası’na hazırlanan Brezilya polisi 15 kilometre mesafeye kadar görebilen dürbünle saniyede 400 görüntüyü ana denetim merkezine aktarıp bu görüntüleri data bankasında fişlediği 12 milyon yüzle karşılaştırarak düzene şüpheli bulduklarına bir anda odaklanabilecek. Havaalanlarında kullanılan başka bir yüz denetleme sistemi ise ifadelerimizde ‘anormal’ görüntüleri yakalamak üzerine kurgulanmış. Şüpheli ifademiz mi var? Makine polisi uyarıyor: “Lütfen bir kenara sorgulamaya!”
Yukarıda “Gönüllü kurbanlarız” diye yazdım çünkü ABD’de yapılan bir ankete katılanların yüzde 86’sı terörizmle savaşmak için kamu alanlarında biyometrik teknolojilerle yüzlerimizin fişlenmesinden yana.
Özgürlük için taleplerimiz ve duyarlılığımız alışılagelmiş 1 Mayıs sloganlarının tekrarlanmasıyle sınırlı kaldığı müddetçe, dünyayı değiştirme bilincimiz 19. yüzyılın kalıplarında kalmaya mahkûm. 

Not: Geçen haftaki yazımda filozofun adı Derek Parfit olmalıydı.