1453 Problemi

İstanbul bu; ne fethi mümkün ne de düşüşü. Tehlike, şehri çağdaşlaştırmak adına yok edenlerden.

İstanbul, medeniyetlerin buluştuğu yer” sözleri inandırıcılığı olmayan ezber. Kudüs gibi, İstanbul da tarih boyunca din adına, savaş, siyaset ve kültür alanlarında sürdürülen ötekileştirme gayretlerinin mekânı.
Yunanistan’da, Kiklad Adaları’ndan Kea’da bir yıl yaşadım.
Ziyaret ettiğim evlerin çoğunun başköşesinde Ayasofya’yı temsilen bakır tabak, kartpostal, fotoğraf vardı. İstanbul’la ilgili şarkıları, Konstantinople’ın düşüşünü, Osmanlı ve Türkler öncesi günlere dönülebileceğinin özlemini anlatıyordu. Düşlerine tehlike arz etmiş olmalıyım ki adada kaldığım süre boyunca hareketlerimi rapor etmekle birisinin görevlendirildiğini sonradan öğrendim.
Konstantinople’ın ‘Düşüşü’ algılaması, Yunanistan’ın bu ücra adasında dağ köylülerinin bakışıyla sınırlı değil. Batı tarihçileri de aynı deyimi kullanıyor.
Kaybedenlerin düşüşü, gasp edenlerin fethi.
Hıristiyan Batı için Amerika kıtalarının fethi, Aztek, İnka, Maya imparatorluklarıyla Kızılderili uluslarının düşüşünü çağrıştırmadığı gibi, Türk-İslam sentezinde kenetlenenler için de Konstantinople’ın düşüşü yerine İstanbul fethinin simgesi.
Kolomb’un Amerika’ya ayak basması, 1452; Fatih’in İstanbul’a, 1453.
Benzerlik burada bitiyor.
Aradan 500 yıl geçti. Dün olmuşçasına, İstanbul’un fethi hâlâ, kendisini Osmanlı’nın ecdadı diye sayıklayan devlet tarafından törenlerle kutlanıyor.
1453 adlı filmi gördüm.
Türk sinema tarihinin en pahalı filmi diye reklamını yapıyorlar.
Parası nereden, kimden, bilmiyorum.
Avrupa’da, İspanyol konkistadorları öven, Aztekleri kılıçtan geçirdiğini gösteren filmler, bildiğim kadarıyla yapılmadı. Amerika’da, ‘kahraman kovboy, melun Kızılderili filmleri’ Hollywood tarihinin bile çöplüğünde. Ancak tarih derslerinde, bir dönemin ayıbına örnek diye incelenebilir. Bugün göstermeye kalkışsalar kaçacak yer bulamazlar.
1453 filminin özeti:
Kahraman Osmanlı, kahpe Bizans.
İnanmış Müslüman, yoz Hıristiyan.
İbadet edenler, şehvete düşenler.
Sözünün eri, entrikacı.
Ülkelerin tarihlerini ele alma biçimi, günümüz dünyasına bakışlarının aynasıdır.
Türümüzün tarihinde geldiği noktada, kahramanlarımızı çoktan arkada bıraktık. Kalanlar geçmişin küllerinde kıvılcım arayanlara teselli.
Kabuk değiştiren, evrende yeni dünyalarla tanışmanın eşiğinde olan uygarlığımızın yarına adım atabilmesi, geçmişinden özgürleşmesine bağlı.
Geçen gün Bilgi Üniversitesi’nde yaptığım konuşmada özgürlüğün tanımını sordular. Nutkum tutuldu. Zor soru dedim. Cevaplayamadım. Aklıma takıldı. Başka konuları konuşurken kendi sözümü kestim,
“Özgürlük, beni ben yapan aitliklik üniformalarımdan, dinden, bayraktan, anne-babamdan, coğrafyamdan, yüzyılımdan kurtulmam. Benden kurtularak ben olabilmem. Yıldız tozunun zerreciğinde küçülerek evrenle bütünleşebilmem.”
1453’ü aitliklerimize tutsak ettik.
İstanbul bu; ne fethi mümkün ne de düşüşü.
Tehlike, şehri çağdaşlaştırmak adına yok edenlerden.