21. yüzyılda İstanbul

21. yüzyılda İstanbul dünya imparatorluklarının başkenti.</br>Yapıldıkça yıkılan, yıkıldıkça yapılan İstanbul.</br>Doğasıyla, insanlarıyla, kâh uyumlu, kâh kavgalı.

21. yüzyılda İstanbul dünya imparatorluklarının başkenti.
Yapıldıkça yıkılan, yıkıldıkça yapılan İstanbul.
Doğasıyla, insanlarıyla, kâh uyumlu, kâh kavgalı.
Kiminin saldırısıyla yıkılmış, kiminin ihmalinden çökmüş.
2 bin yıldır kesintisiz birilerinin yaşadığı, dünyanın en eski şehirlerinden. Buraya ilk yerleşildiğinde dünyamızda şehirlerde yaşamak ayrıcalık idi. Bugün dünya nufusunun yarısından çoğu şehirlerde yaşıyor. Şehirlerde yaşamak artık ayrıcalık değil kaçınılmaz.
Ölçüsüz sanayileşme çılgınlığımızla, uygarlığın beşiği bildiğimiz şehirlerimiz, topraklarından kopartılan sokağa mahkûm ettiklerimizle, sefaletin, isyanların mekânı oldu. Parası olan şehir dışına kaçtı, parasız olan şehre akın etti.
Bugün de Asya'da, Afrika'da, Güney Amerika'da milyonlarca çaresizin mekânı olan şehirler, insan merkezli olmayan egemen düzenin kaçınılmaz sonuçları. Bu gidişe dur demek için Moskova, İstanbul gibi şehirlere girişleri pasaportla denetlemeyi düşünenler bile var.
Başka bir yol, büyük yatırımlarla şehirlerin yapısını değiştirmek.
21. yüzyılın İstanbul'u, turist çekmek, kongre düzenlemek için seyirlik bir şehir olmaya hazırlanıyor. Yoksulların yaşadıkları mekânların yıkılarak alışveriş ve eğlence merkezlerinin yapılması, eski mahallelerin turistik bölgelere dönüştürülmesi, kent içi yaşamın paralı kesimlere hitap ederek hayat pahalılığına dayanamayan eski İstanbulluların 'iç şehri' terke zorlanmasıyla, İstanbul 1453'ten bu yana en çarpıcı toplumsal ve mimari dönüşüme gebe. İstanbul'un sınırlarını surlar gibi çevreleyen beton siteler ise, başka şehirlerin tecrübesine bakılırsa, mahalle ve ailenin çözülüp cemaat yaşantısının yok olmasıyla, cürümün, yalnızlığın getirdiği sorunların, yıkıcı eylemlerin habercisi.
Tüketilecek mamulmüş gibi pazarlanan, ulaşım gibi, çoktan çözümlenmiş olması gereken geçen yüzyılın sorunlarından öte ilerisini göremeyen, halkına değil, yatırımcıların kıstaslarını ölçü alarak rekabet eden şehirlerin yaşamla göbek bağı iplik kadar ince, piyasanın git-gelleri kadar belirsiz.
Gün gelir, Batı'da fabrikalar çürümeye terk edildiği gibi, bu yeni koca alışveriş merkezleri de başka mekânlarla birlikte boş kalabilir. Gün gelir, küresel ısınmaya karşı almaya zorlanacağımız acil tedbirlerle, terör korkusuyla, ya da yeni teknolojilerle, turizm anlayışımız, alışveriş âdetlerimiz değişir. Turistler evlerinde kalır. Hayalet mekânlar oluşur.
Amaç, şehirlerimizi dünyada değişen koşullara duyarlı, yerli, yabancı, herkes için yaşanabilir kılmak. Şehirlerin sürekliliği ancak, okuluyla, hastanesiyle, herkesin cebine uygun yaşam kalitesiyle, yüzyılımızın gereksinmelerine uygun yeni iş alanlarının yaratılmasıyla mümkün.
21. yüzyılda sorun, geçen yüzyılın hatalarını tekrarlayarak, otomobillere yeni yollar, köprüler yapmak değil, şehirleri otomobillerden kurtarmak. Şehirleri lunapark gibi aydınlatıp şenlendirmek değil, ışıklandırmanın, ısınmanın enerjisini doğa dostu kaynaklardan sağlayacak yatırımlara yönelmek. Öncelik, betonlaşmış şehirlerimize ağaç, çiçek dikip sulamak değil, kaynaklarını kuruttuğumuz, atıklarımızla zehirlediğimiz sularımıza sahip çıkmak.
İstanbullular için düşünülmeyen bir İstanbul'u, uluslararası şehir yatırım borsasına mahkûm kılmayalım.