21'inci yüzyılda din

Tarihte tek referans Batı olsaydı, dinlerin değişebilirliği düşüncesine </br>ulaşmak zor olurdu.

Ortadoğu'da üç din arasında derin çatışmaların, birbirlerine tahammülsüzlüklerinin boy göstermesi daha çok son iki yüzyılın eseri ve önemli ölçüde bölge dışından zorlamalarla ortaya çıkmış bir durum...
İster Ortadoğu'da olsun ister Hindistan'da, bugün dinler arası çatışmalar eskiden olduğu gibi Tanrı'yı yorumlayış biçimlerimizden, Tanrı şöyle değil, böyle söylemek istemiştir diye gerekçelerle cepheleşmemizden kaynaklanmıyor. Devletler, başkalarının dinini değiştirmek üzere birbirlerine saldırmıyor. En aşırı Hıristiyanlar artık, 'İsa'nın katili' diye Yahudileri suçlamıyor. Bilakis günümüzde ABD imparatorluğuna yön verenler kıyamet günü beklentilerinde İsrail'i kollayan Judeo-Hıristiyan oluşumlu köktenci akımlar.
Binlerce yıllık dini aidiyetliklerimiz siyasal ve kültürel kimliklere büründü...
Aydınlanma'dan sonraki yüzyıllarda dinsizlik de, ideolojiler de bir tür din oldu. Devlet, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde dinin oynadığı rolü yerine getirirken, 21. yüzyılda varlıklarını yeniden anlamlı kılmak için çabalayan geleneksel dinler, bugün devlet-din ayrımında yitirdikleri dünyevi güçlerini telafi etmenin arayışında...
20. yüzyılın sermaye ve işgücü göçleriyle, küresel sermayede de her dinin parası var...
İnançlarımız uğruna kolaylıkla kışkırtılan, farklılıkları vurgulanan dini aidiyetliklerimiz ise, dünyalı olma bilincimizin yerleşmesini, yaygınlaşmasını köstekliyor...
Dinin dokunulmazlığında, katledilen kurbanlarıyla din üzerinden siyaset yapanlara gün doğdu. Hıristiyan, Hindu, Müslüman ve Şintocu akımlar, günümüzde birçok ülkede milliyetçlikle harmanlanarak, yabancı düşmanlığı zemininde 'öteki'ne karşı seferber ettikleri bayraklı köktencilikle milyonları peşlerinden sürüklüyor...
Dinin dokunulmazlığında dinlerin geleceğini göremez olduk. Günümüzdeki dinlerimizi güneş kadar sabit sanıyoruz. Tarih gelecek için bir ipucuysa dinler de değişecek. Yerlerine yenileri ya da tek bir yenisi gelecek, belki tanrısız dinler olacak, belki yok olup gidecekler. Tarihte her şeyin değiştiği, en kalıcı uygarlıklarımızdan Mısır'da binlerce yıl sürmüş dinlerin yok olkup gittiği gibi günümüz dinleri de benzer süreçlerden geçmekte.
Dinler konusunda tutucu olduğumuzdan, çoğumuz o ya da bu dine ait olduğumuzdan böyle bir gerçeği kabullenmekte zorlanıyoruz...
Tarihte tek referans noktamız Batı'da Hıristiyanlık olsaydı dinlerin değişebilirliği düşüncesine varabilmemiz çok zor olurdu. Ortadoğu, Asya ve Afrika, tarihleri boyunca birçok din ve kültürlerden insanlarla kaynaşmış, farklı dinlerin varlığına alışmış, farklı dinlerden etkilenip nice dönüşümler geçirmiş. Dinin değişebilirliğinin Batı dışında çok örneği var. Türkler Şamanlıktan sonra, farklı yer ve dönemlerde Budizm, Taoizm, Manişesizm, Hıristiyanlık ve Hazar İmparatorluğu'nda topluca Yahudiliği benimsedikleri gibi, İslam çağında kurdukları devletlerde de, etkilenip etkiledikleri başka dinlerle birlikte yaşadılar. Onlara hukuk sistemlerinde özel bir yer tanırken, Batı Hıristiyanlık zırhına büründü.
Dinler üzerine kurulu medeniyetler çatışması tezinin bir Batılıdan çıkması tesadüf değil.

* Vassaf, G., Tarihi Yargılıyorum, İletişim Yayınları, 2007