ABD'de din ve demokrasi

'Hepimiz doğar doğmaz kendimizi iyi ve kötünün çarpıştığı bir savaş alanının içinde bulur, bazen iki ateş arasında kalırız. İki taraf ta bizi kendi cephesine çağırır.

'Hepimiz doğar doğmaz kendimizi iyi ve kötünün çarpıştığı bir savaş alanının içinde bulur, bazen iki ateş arasında kalırız. İki taraf ta bizi kendi cephesine çağırır. Şeytan bizi ölüme sürüklemek ister. Tanrı sonsuzluğun kapısını açar.'
Bu sözler, din ve siyaseti birleştirip milyonları seferber eden, ülkesinde başkanlık ve meclis seçimlerinin sonuçlarını, müritlerinden aldığı destekle yönlendiren Jerry Falwell'e ait.
Geçen hafta ABD'de ölen köktenci rahip Falwell'in başarısı, İncil'i farklı farklı yorumladıkları için çeşitli mezheplere bölünmüş dindarları düşman bildiklerine karşı birleştirmesi üzerine kurulu. Falwell, bir elinde bayrak, bir elinde İncil, halkının milliyetçi duygularını da seferber ederek elde ettiği siyasi zaferlerle, ülkesinin günümüzdeki konumuna gelmesinde belirleyici rol oynadı. 1970'li yılların sonunda kurup öncülük ettiği 'Ahlaki Çoğunluk' hareketi, sosyalist ülkeleri 'Şeytan İmparatorluğu' diye tanımlayan Reagan'ı başkan seçtirmekten, Irak'ta petrol üzerinden kıyamet günü politikası güden köktenci Bush ve ekibini iktidara getirmeye kadar kritik bir rol oynadı.
Avrupa, yüzyıllar süren Hıristiyanlar arası din savaşlarından kurtulmanın
yolunu devlet ve dini birbirinden ayıran ulus-devlette bulmuştu. Son birkaç yüzyılın tarihi, bu kıtada demokrasinin devleti denetlemesine dinin özel hayatımıza indirgenmesine sahne oldu. Nispeten farklı bir yol izleyen ABD'de ise, devlet kurulana kadar geçen yüzyıl boyunca, Boston ve Jamestown gibi çeşitli yörelerdeki yerleşim birimlerinde dine dayalı bir düzen egemendi.
Demokrasiyle yönetilen ülkeler arasında en dindarı, parasında 'Tanrıya güveniyoruz' yazan ABD'de, 20. yüzyıla gelindiğinde bile onüç yıl alkol yasaklandı. Kimi eyaletlerin kanunları, vatandaşların yatak odalarındaki davranışlarıyla ilgilenip, karı koca arasında hangi tür ve pozisyonda cinsel ilişkinin yasal olup olmadığını denetledi.
ABD'de din ve devlet ilişkisini yeniden tanımlayan Falwell'in 'Ahlaki Çoğunluk' hareketi, bu ülkenin dış politıkasını, başka devletlerle ilişkilerini, emperyal konumundan dünyaya nasıl baktığını etkilerken, birçok ülkeyle birlikte Türkiye de bundan payını aldı, alıyor. Son yıllarda Türkiye'nin birdenbire İslam demokrasisi, örnek İslam ülkesi vs. diye tanımlanmasına neden olan oluşum, 12 Eylül darbesine, cuntanın başı
Kenan Evren'in meydan mitinglerinde Atatürk ve Ku'ranı birleştiren
nutuklarına, ABD'nin sola karşı 'Yeşil Kuşak' kurma çabalarına kadar gidiyor.
Tarih boyunca dinlerin iktidarı belirlemesinin çeşitli ifadeleri var.
Günümüz dünyasının artan adaletsizliği ve egemen düzenlerin benden sonra tufan anlayışında, dinlerin yeniden politik yaşamda gündeme gelmesi, toplumlarımızın esenliği açısından, zıtlaşma yerine, hepimizi daha duyarlı kılmaya, dinlerin hangi siyasi boşluğu doldurduğunu tespit etmemize yardımcı olmalı.
Ne var ki, bırakın siyasete soyunan dini akımların savaşlardan yana tavırlarını, küresel ısınmayla dünyamızın kıyamete gidişine bile, Galileo ve Darwin'den bu yana bilime karşı çıkma alışkanlıklarıyla, kimi böyle bir şey yok derken, kiminin sesi çıkmıyor.
Kyoto protokolünü imzalamayan tek tük ülkeler arasında Türkiye, ABD ve Vatikan var.