Aptal yerine konulmak!

Türkiye, medya aracılığıyla taraflaştırılsa da Lincoln'un 'Herkesi bir defa, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz ama herkesi her zaman aldatamazsınız' sözleri geçerliğini koruyor.

Primo Levi, İtalyan yazarı. Nazilerin ölüm kampı Aushwitz’de yattı. Kurtuldu. Yazdıklarında herkes gibi aynı şeyleri tekrarlamadı, Nazileri değil kamptakileri anlattı.

Şu sonuca vardı: “Sağ çıkanlar en kötülerimizdi.”

Türkiye’de bu günlerde basın özgürlüğü gündemde.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, 2014 Dünya İfade Özgürlüğü Endeksi’ni açıkladı. Türkiye 180 ülke arasında 154’üncü sırada. Gazeteciler için en tehlikeli ülke sayılan 177’nci sırada Suriye’ye, özgürlük konusunda da yakın komşu.

Raporda, Türkiye’de Gezi direnişinin, güvenlik güçlerinin baskıcı yöntemlerini ortaya çıkardığı belirtilerek “Otosansür ve Başbakan’ın popülist söylemlerinin yarattığı tehlikeler arttı” denildi.

“Terörle mücadeleyi sömüren hükümetlerin gazetecilere kolaylıkla ‘ulusal güvenliği tehdit’ anlayışıyla yaklaştığı” belirtildi. ‘Türkiye’de Kürt meselesini işleyen onlarca gazetecinin cezaevinde olduğu’ hatırlatıldı.

Bunlar, hepimizin bildiği defalarca tekrarlanan sözler.

Ülkede hükümetin basın özgürlüğünü giderek yok ettiği dünya gündeminde. En son Washington Freedom House’da yapılan bir toplantıda ‘Hükümet-Yandaş Sermaye İkilisi’nin işbirliği somut verilerle anlatıldı. Bırakın gazetecilerin işten atılmalarını, otosansürü, siyasi pazarlıklarda piyon gibi kullanılmak üzere hapiste tutulmalarını, onların uluorta azarlanmaları, hakarete uğramaları bile sıradanlaştı. 

12 Eylül’den birkaç yıl sonra Türkiye’nin saygın gazetecilerinden birinin katıldığı toplantıda, herkesin bildiği şeyleri tekrarlayarak askeri rejimi bilmem kaçıncı defa yerden yere vurururken basının nelere katlandığını, her şeye rağmen vazifesini layıkıyla yerine getirdiğini anlattığını hatırlıyorum.

Aklımda Primo Levi’nin sözleri: “Kamplardan sağ çıkan en kötülerimizdi!”

Sakın Türkiye’de medya mensupları önümüzdeki yıllarda bugün hangi koşullarda yazmayı sürdürdüklerini anlatırken yukardaki saygın meslektaşlarının kendisini öven konumuna düşmesinler?

Sakın, bunca insan işinden atılmışken, yazmaya devam edebilenlerden olan ben de Primo Levi’nin sağ çıkan en kötülerinden biri olmayayım?

Bu, kendimi temize çıkarmak için yazının içine montajlanmış retorik bir soru değil.

Medyada okuduklarıma, duyduklarıma bakıyorum. İstisnalar dışında gazetelerin, televizyon kanallarının adlarından belli kimin ne yazacağı. Cemaat-hükümet kavgasında medyada kimin kimi tuttuğu. Tek sesli kadrolar, tek tip üniformalarıyla sahada top koşturuyor. Çalım yapıyor, gol atıyor, şık hareketleriyle, kıvrak zekâlarıyla, maçı okuma analizleriyle, bazen de belden aşağı tekmeleriyle, taraftarlarından alkış topluyor, sırtları sıvazlanıyor. Hükümet yanlısı basın ve tv bir yanda, cemaatinkiler diğer yanda. Aynı kadrolarla aynı maç gün be gün tekrarlanıyor.
Bu çıkar çatışmasında iki taraftan birinin evrensel ilkelere bağlı olduğuna inananlardansanız âlâ.

Lakin Türkiye kamuoyu medya aracılığıyla meydan güreşine soyunanların kavgasında her ne kadar taraflaştırılsa da Abraham Lincoln’un “Herkesi bir defa, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz ama herkesi her zaman aldatamazsınız” sözleri geçerliliğini koruyor.
Benden sonra tufan dercesine Türkiye’de yarattıkları zelzele ile meşruiyetini yitiren iktidar ve Hizmet adında dolaşan cemaaatle birlikte, medyanın saygın yazarları da ne denli kamuoyunun büyüteci altında olduklarının belki farkında bile değiller. Onlar kendilerini, kamuoyu da onları tanıyor.

http://www.change.org/istanbulhepimizin
http://www.istanbulhepimizin.org/basin-odasi