Asker Mektubu

Askerlik, değişime direnen kurumların başında. Ülke, rejim fark etmiyor. Eski âdetler, gelenekler, uygulamalar süregeliyor.

Evlilikten ibadete, eğitimden hukuka, hepsinin kendine özgü evrim süreci var. Kimi değişime direniyor. Kimi esnek. Evlilik, din, tarih boyunca değişime en çok direnenlerden. Öyle ki kadının boşanabilme hakkı önünde tüm engellerin kaldırılması için binlerce yıl beklemesi gerekti. Dinlerde de öyle. Protestanlarda kadın papaz olabilirken diğer dinlerin ruhban sınıfında kadına yer yok.
Askerlik değişime direnen kurumların başında. Ülke, rejim fark etmiyor. Eski âdetler, gelenekler, uygulamalar süregeliyor. Hollanda’da askerlerin sendikası olması, ABD’de kadınlarla eşcinsellerin genelkurmay başkanı mertebesine yükselebilme olasılığı istisnai gelişmeler. Üstelik zorunlu hizmetten profesyonel ordulara geçmek gibi hukuki dönüşümler askerin günlük yaşantısına genellikle yansımıyor. Sivil alışkanlıkları kırmak üzere kurulu askerlik kurumu Bismarck’tan bu yana önce sol adımını atarak marş marş devam ediyor. 

Terhis unutturuyor 
Askerin konumu geçici olduğundan günlük hayatıyla ilgili sorunları genellikle sineye çekiyor. Tersi cezai kovuşturma nedeni. Terhis olunca da unutuyor.
Böylelikle dayak gibi insan hakları ihlalleri, toplumun, onu temsil eden meclislerin gündemine gelmiyor.
Aşağıdaki satırlar askerliğini yeni bitirmiş tanıdığımdan.
İlk baştaki doktor muayenesi formalite. Bir şey söylediğinizde askerlikten kaçmak istediğinizi düşünüyorlar, gördüğünüz muamelenin sertliği artıyor. Formalite olduğunun bir kanıtı askerde olmaması gereken birçok insanın kontrollerden “Askerliğe elverişlidir” denilerek eğitimlere gönderilmesi. Boyu, kilosu standartların altında olan bir arkadaşım, kolunun birini kullanamayan başka bir arkadaşım ve sivil hayatta % 45 engelli raporu olan gene başka birisi askerliğe elverişli raporu verilerek bu muayenelerden gönderildi. Sara hastası bir asker defalarca nöbet geçirip düştü, kafasını, burnunu, dişlerini kırdı. Ancak sadece silahı alındı.
Koğuşlar çok kalabalık. En az kişinin kaldığı koğuş 20. Bu sayı 300-350’lere kadar çıkabiliyor. Böyle bir ortamda zaman zaman nefes almak bile zorlaşıyor.
Tuvaletler, banyolar hem yetersiz hem de çok pis. Sürekli olarak komutanlar tuvalet ve banyoların düzgün kullanılmadığından yakınıyorlar. Oysa tuvalet başına 150-200 kişinin düştüğü bir ortamda düzgün kullanımın nasıl olabileceğine verilecek cevap yok. 

Siyah çarşaflar 
Yataklar da inanılmaz pis, ergonomik değil ve hemen hepsi ekonomik ömrünü çoktan tamamlamış. Kullanılan çarşaflar ve battaniyeler de öyle. Aynı battaniyeler kimi zaman yere, kimi zaman atışta alta serilebiliyor. İlk yattığım yatağın ortasında kocaman çiş izi vardı. İlk gün yattığımız çarşafların normalde mavi olması gereken rengi siyaha yakındı ve fena halde rutubet kokuyordu.
Çamaşır yıkama imkânı nerdeyse yok ve yanılıp da çamaşırlarınızı ortak yıkamaya verdiğinizde geri alma şansınız neredeyse hiç yok. Gayri-sıhhi bir şekilde yıkanıp getirilip ortalık bir yere atılıyor ve herkesin çamaşırlarını seçmesi isteniyor. Sonuçta kıyafetler aynı renk olduğundan kim neyi seçeceğini bilemiyor. Zaten yıkandığına da bin şahit lazım.
Acemilikte doğrudan dayak olayının kalkmış olması -en azından kısa dönemler için- iyi bir şeydi. Ancak hakaret alabildiğince vardı.
Askerlikteki yemekler hijyenin hiç önemsenmediği ortamda pişirilen, hayatınızda yiyebileceğiniz en kötü yemeklerdendir çoğunlukla. 

Nasıl çürüğe çıkmamışlar 
En çok dikkatimi çeken konulardan birisi sayısı azımsanmayacak derecede psikolojik desteğe ihtiyacı olan askerlerin durumuydu. Bu askerlerin nasıl olup da çürüğe ayrılmadıkları soru işareti.
Yukardaki mektup bence mektuptan çok bir asker çağrısı.
Günlük yaşam koşullarının ehil gözler tarafından incelenmesine bir çağrı.