Bir Türkiye düşü

Gelecekte şöyle bir Türkiye: Hiçbir askeri pakta bağlı değil. Kimseyle müttefik değil. Tarafsız. Mümkün mü?

Günümüzde yeni bir dünya kurma düşünden söz edilmez oldu.
Bizim kuşağımızda, başka şeyden söz edilmezdi.
Geçenlerde TRT Genel Müdürü’nün sansürüne göz yumduğu, John Lennon’un ‘68 ruhunu yansıtan, devletsiz, dinsiz, savaşsız bir dünyayı düşleyen ‘Imagine’ bestesi, binlerce yıllık tarihimizin dünyaca benimsenen en popüler şarkısı.
“Bayrak-marş- kahraman” üçlüsüyle çocuk masallarından resmi tarihe kadar çeşitli senaryolarla bize hükmeden ulus devlet mitolojisi miadını doldurmakta. Sesini yükselten farklı kimliklere jandarma konumunda. Kendilerine demokrasi diyen ülkelerde yaşayıp çalışan, vergi ödeyen, okula giden milyonlarca göçmene, düzenin tabiriyle ‘illegaller’ denmesi bu iflasın ifadesi. Küresel sermayenin, “Kanunları dediğim gibi yapmazsan ülkene gelmem” böl yönet politikaları, beğenmedikleri rejimleri alaşağı etmeleri, devletlerin bağımsızlık iddialarını gülünç kılmakta. Avrupa’da bile, iflasın eşiğine getirdikleri ülkeleri, Yunanistan, İtalya örneklerinde olduğu gibi, dışarıdan zorladıkları hükümetlerle idare ediyorlar.
Tarihte değişimin öncülüğünü yapan sanat, sermayeye göbek bağından bağlı. Film, roman, tiyatro... Konular kaderci insan ilişkilerinde bireylerin çırpınışı. Kültür sanayii düzenin hizmetinde. Sanatkârlar sponsor peşinde. Özgür seslerin yükselebildiği bienaller düzene kilitlenmiş ufuksuz eleştiriler. Toplumdan soyutlanan, sorumluluktan, vicdandan arındırılan bireye tapınma.
Rüya yok. Şikâyet var.
Şöyle bir ülke düşü.
Gerçekçi mi? Hiç değil. 

Değil çünkü kendimizi tutsak ettiğimiz mevcut düzenin tarih anlayışının kalebentleriyiz. Günün geçer akçesi şiddet/ adaletsizlik anlayışını ‘realpolitik’ maskesinde meşrulaştırdık. Karamsarlığımız, bırakın hayal kurmamızı, geçmişte neyin mümkün olduğunu görmemize perde çekmiş. Yoksa taa, milattan önce 250 yılında, Hindistan’da savaşı yasaklayan, dinlere eşit mesafede olan, hayvan hastaneleri açan İmparator Aşoka örneği tarihte neleri mümkün kılabildiğimizi görmemiz için yeterli. Gandhi’nin bağımsızlıkla bütünleşen sivil itaatsizlik politikasının arkasında 2000 küsur yıllık bir kültür var.
Gelecekte şöyle bir Türkiye.
Hiçbir askeri pakta bağlı değil. Kimseyle müttefik değil. Tarafsız.
Cumhurbaşkanı, başbakan, siyasiler... Özel hayatlarının parçası olması gereken dinlerini kimse merak etmiyor. Ne de onlar dinlerini politikaya alet ediyor. Nüfus cüzdanlarından din ibaresi kaldırılmış. Devletin din propagandası ve tahakkümünün aracı Diyanet İşleri lağvedilmiş. Çocukların reşit olduklarında, isterlerse istedikleri dini seçme özgürlüğü var. 

Pedagoji ve psikolojinin de en sağlıklı yol olarak belirlediği, herkes için kendi dilinde eğitim. Referandumlarla Kürtlere ayrılma hakkı tanınmış. Yeni bayrak, marş, devlet bürokrasisi tuzağına çoğunluk düşmediğinden, reddedilmiş. Geleneksel ulus devlet modelinden arınan Türkiye böylece Kürtlerin de aynı tuzağa düşmesini engellemiş. Federasyon formüllerinde birleşmek isteyenlere kucağını açmış. Gene de bağımsızlık referandumları, Porto Riko örneğinde olduğu gibi, istendiğinde tekrarlanabiliyor.
Avrupa Birliği hedefi çoktan amaç olmaktan çıkmış. Anayasa olarak Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi benimsenmiş. Hiçbir siyasi, askeri, ticari bloka ait olmayan Türkiye, gerçekten uluslararası köprü konumunda. 15. yüzyılda köleliği yasaklayan Dubrovnik Cumhuriyeti’nin Akdeniz’de beyaz bayraklı ticaret gemilerine kimsenin saldırmadığı saygınlığında.
Hal böyle olunca, ülkenin istikrarını sarsmak kimsenin menfaatine gelmediğinden güvenliğini siber savunma teknolojisiyle sağlamış. Silah alımını durdurmuş, silah sanayiini kapatmış. Ne kendi halkına ne de başkalarına karşı zinde güçlere ihtiyacı var. Silaha yapılan milyarlık yatırımlar başka alanlara yönelince Türkiye insan gücüyle her alanda evrenin boyutlarına uzanır olmuş. İnsana yapılan yatırım sonucu, müritlerini kollayıp kayıran bölücü cemaatlere gerek kalmamış.
İnsanlar mutlu.
Geleceğimiz, her şeyden önce, düş görebilme, düşlerimizi paylaşabilme özgürlüğümüze bağlı.