Biz bize benzeyebiliriz!

Biz bize benzeyebiliriz, çünkü biz biziz.</br>Bizim bize benzememizde gocunacak, utanacak bir taraf yok. Herkes, her ülke, zaman zaman yakıştırmasa da, kendine benzer.

Biz bize benzeyebiliriz, çünkü biz biziz.
Bizim bize benzememizde gocunacak, utanacak bir taraf yok. Herkes, her ülke, zaman zaman yakıştırmasa da, kendine benzer.
Biz bize benzeriz demeyi müphem bir Batı'ya benzemediğimizde, kendimizi küçük gördüğümüzde kullanıyoruz.
Bu kadar engin tarihimiz olan biz, bir terslik çıkınca ilk defa oluyormuş gibi başlıyoruz öfkemizden biz adam olmayız, bunca yol gittik arpa boyu yol gitmemişiz demeye.
Belki koca bir Türkiye'yi, sanki çocuğumuzmuş gibi sahiplendiğimiz için ne dizini kanatmasını kaldırabiliyoruz, ne de kalp krizini.
Türkiye'ye çocuğumuz gibi sahiplenmemizin bencilliğinde bizim gibi olsun istiyor, bizim gibi olmamasını kabul edemiyoruz.
Türkiye'ye tek çocuğumuzmuş gibi bakıp seviyor, Türkiye'ye tek çocuk muamelesi yapıyoruz.
Üstüne düşüyoruz, şımartıyoruz, sınırsız sahiplenmemizle büyümesine, olgunlaşmasına müsaade etmiyoruz.
Bu tür ilginin, insanın kendisini başkasına bakmaya muhtaç kılmasının, 'Vekâleten Münchausen' adlı hastalığı bile var. Bu hastalıktan mustarip olanlar o denli muhtaç ki başkalarına bakmaya, için için hastalığın sürmesini istiyor, hatta hastanın iyileşmesini sabote ediyorlar.
Yoğun sevgimizde zor olan, sevgimizi, ilgimizi, memlekete sahip çıkmamızı frenleyememizde.
'Çocuk sahibi' olma sözlerinin iticiliği, bir insanı sahiplenme kelimesinin olumsuz çağrışımları, konu memlekete sahip çıkmak olunca bana daha da itici geliyor. Memlekete sahip çıkma iddiasıyla birbirleriyle didişenler, sahip çıkma hakkını, ister meşru ister gayrimeşru yollardan olsun, bir tek kendilerinde görebiliyor.
Bu hakkı tanrılar bahşetmiş gibi tek kendisinde gören, kaçınılmaz olarak başkalarını da hak iddia etmeye kışkırtabiliyor. Sorun sahip çıkma hakkını bir tek kendimizde görmemizde.
Ama asıl sorun sahiplik, sahip çıkma mefhumunda.
Voltaire'in, "Düşüncelerine karşıyım ama söyleme hakkını sonuna kadar savunurum" sözlerinde bana neyin ters geldiğini, daha doğrusu bu sözleri şimdiye kadar niçin yanlış anladığımı düşündüm bu satırları yazarken.
Karşı olduğumuz halde bir başkasının konuşma, düşünce hakkını savunmak, yan yana yaşayabilmemizin sağlanmasından çok öte bir anlam taşıyor.
Çocuklarımız gibi, toplumlarımız da birçok kişinin görüşünden etkilenerek yolunu buluyur, olgunlaşıyor. Mesele herkesin görüşünü özgürce ifade edebilmesi değil, herkesin görüşüne ihtiyacımız olduğunu idrak edemememizde.
Tarihimiz boyunca toplumlarımız nice rejim, nice din, nice dil değiştirmiş. Biz hepsinin sonucu, hepsinin devamıyız. Mesele beğenmediğimiz düşüncelerle ortaya çıkanlara tahammül etmek değil, tam tersine onlara ulaşabilmenin koşullarını, düşüncenin ifadesinin korkusuz ortamlarını mümkün kılmak. Birbirimizden öğrenerek gelişebilmek.
Sonuçta doğru düşünce değil evrensel değerler var.