Cebrail'in borusu

Bu sabah oğlumuzu okula bıraktıktan sonra, çocuğum bir ülke, o ülke de Türkiye olsaydı, ülke sahibi başka anne babalarla neler konuşurdum diye hayal kurdum eve dönerken.

Bu sabah oğlumuzu okula bıraktıktan sonra, çocuğum bir ülke, o ülke de Türkiye olsaydı, ülke sahibi başka anne babalarla neler konuşurdum diye hayal kurdum eve dönerken.
Bir araya gelince baktım onlar gibi ben de çocuğumla iftihar ediyor, bir yandan da sanki yeni yeni yürümeye başlamış da düşecekmiş diye endişeleniyorum. Ama, psikologlarımızın kaç kez uyardığı gibi, bağımsız kişiliğinin gelişmesi için ona karışmamam gerektiğini biliyorum. Düşe kalka olgunlaşmasına fırsat verilmeyen çocuklarımızın acil servislere yatırıla yatırıla kendilerini bakıma muhtaç hissettiklerini, böylece doktorların da koruyucu hekimliğe ağırlık vereceklerine müdahalelere teşne konumuna getirildiklerinin ibret verici örneklerini de biliyorum.
Ne var ki başka anne babalarla konuşurken bütün bildiklerimi unutuyorum.
Çocuğum, Türkiyem hasta diye haykırdım, haykıracağım.
Konuşma fırsatı bile vermiyorlar bana. Bilmiyorlar mı başımızdan hele bu günlerde geçenleri? Hepsi kendi derdinin peşinde. Lafımı ağzıma tıkıyorlar.
Hepsini korku sarmış.
Hepsi yabancılardan korkuyor.
Ayrı ayrı sesleniyorlar ülkelerinden.
Fransa memleketin dört bir yanında otomobilleri devirip ateşe veren göçmen gençlerden korunmak için geçen sene sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerini hatırlatıyor, İspanyol, ölülerinin üst üste yığıldığı bombalanan tren istasyonlarını. Rus, Çeçen'den korkuyor, İsrailli Filistinliden, Çin Uygur'dan, Amerika herkesten. Herkes Amerika'dan.
Vazgeçtim Türkiye'den söz etmekten.
Hem utandım, hem de sevindim konuşmama kararımdan.
Kendi çocuğumu sevmenin, onu nazardan korumanın bencilliğinde, iyi ki Lübnan gibi, hem de bir değil, iki defa evimin bombalandığını, yuvamın yıkıldığını, yurdumun istila edildiğini görmediğime utanarak sevindim mesela.
Asıl utancımsa ülkemizde bırakmadığımız 'yabancı' yokluğunda, birbirimizi düşman bellediğimizdendi.
Birkaç isim, birkaç simge yetiyor birbirimize düşmemize. İnançlarımızı, ilkelerimizi koruyacağız derken, asgari müştereklerimizi birbirimize hatırlatacakken, kendi çıkardığımız yangınların üstüne ateşle gider olmadık mı?
Çocuğumuzun hastalığını abartıyor, ayakta tedavi yerine birbirine zıt, birbirinden cahil tedavi yöntemlerinin tantanasında, ateşini yükseltip yoğun bakımın kapısını çalıyoruz.
İster savaş suçlusu diye yargılanması gerekenlerin çıkardıkları savaşlarla bölgemizin kana bulanmasına infialimiz, ister memleket elden gidiyor saplantısında donup kalmamız, çaresizliğimizin öfkesini birbirimizden çıkardığımız sürece, hedef şaşırtmacanın aymaz kurbanları olmayı daha ne kadar sürdüreceğiz?
Oğlumuz akşam okuldan eve döndüğünde yanında, yolda çöp tenekesinde bulup kurtardığı, orası burası kırılmış, ama mahşer gününde çalacağı borusunu yitirmiş olduğundan bize zaman tanıyan bir meleği, Cebrail'in alçıdan bir heykelini getirdi.