Davetsiz mezuniyet konuşmam

Kabuk değiştiren dünyada üniversiteler yerinde sayıyor. Araştırmalarıyla yeni dünyaya ışık tutacaklarına, düzeni destekliyorlar.

Son günlerde ABD’de birkaç üniversitenin mezuniyet törenine katıldım, “Sizler yarının...” diye methiyelerle başlayan, kurumlarını göklere çıkaran nutuklar dinledim.
Kabuk değiştiren dünyada üniversiteler yerinde sayıyor. Araştırmalarıyla yeni dünyaya ışık tutacaklarına, düzeni destekliyorlar. Düzeni, sorgulamadan yürütecek öğrenciler yetiştiriyorlar.
Dünyayı sarsan, Fransa’yı devrim eşiğine getiren ’68 öğrenci hareketleri üniversiteden başladı. Amaç; köhneleşmiş bir kurumu çağdaşlaştırmak, hocaların mutlak hiyerarşik iktidarını sorgulayarak üniversiteyi demokratik yapıya kavuşturmaktı. Rektörlük işgallerine kadar varan eylemler sonucu, virgülü değiştirilmeden yıllardır verilen dersler, günün somut sorunlarına yönelecek şekilde zenginleştirildi. Başta kadın, egemen düzence azınlık addedilenlerin konumunu yansıtmayan yaklaşımlar sorgulandı. Akademik disiplinlerin kendilerinden menkul kaleleri yıkılarak, öğrencilerin çeşitli bölümlerden ders almasını sağlayan esnek, zengin programlar geliştirildi. Öğrenciler yönetimde söz sahibi oldu. Üniversite senatosuna girdi. Dersleri, hocaları değerlendirmeye başladılar. Hocaların işe alınmasında heterojen yapı gözetildi. Ortaçağ manastırı modelinde kadını şeytan gören ayrımlar kalktı, öğrenciler aynı yurtlarda kalmaya başladı. Türkiye’de demokratik üniversiteye yönelik öğrenci hareketleriyse sol içinden provokasyonların zemin bulmasıyla silahlı devrime yönlendirildi. Tek tük kazanımlar, 12 Eylül cuntası hizmetinde Doğramacı’nın YÖK’ü tarafından yok edilerek devletin kapıkulu üniversitelerinde unutturuldu.) 

Günümüzde üniversite, neo-liberal kapitalizme insan yetiştirme kurumu. 
Yale Üniversitesi’nde bu sene yapılan bir araştırma, dört yıllık eğitim sonucu öğrencilerin nasıl düzenle işbirliğine yönlendirildiklerini açık seçik ifade ediyor.
İlk yıl öğrencilerine, mezun olduklarında ne yapmak istedikleri sorulduğunda nerdeyse hemen hepsi ’68 ruhu doğrultusunda dünyayı değiştirmek istediklerini söylerken mezun olanların %25’inden fazlası Wall Street’de, küresel krizin sorumlusu bankalarda çalışmaya yöneliyor. Sistem, devlet ideolojisine yönlendiren Sovyet tipi totalitarizmin hatalarından arınmış. Öğrenciler, dört yıllık eğitimleri boyunca ifade özgürlüklerini doyasıya yaşıyor, kimi derslerinde ABD’nin emperyal politikasını kıyasıya eleştirebiliyorlar.
ABD üniversiteleri McDonald’s tipi örgütlenmeyle sistemlerini son yıllarda işbirliğine hevesli rejimlere yaymaya başladı. Çeşitli kıtalarda birçok üniversite, masrafları da üstlenerek, ABD üniversitelerinin logolarını kendi kurumlarına kurdele yapmak peşinde. İşte yakın zamana kadar çiklet çiğnemekten hapise atıldığınız Singapur’da üniversitenin, bir Davos buluşması sonucu, Yale ile birleşmesi (Yale-NUS). Totaliter devlet, “Kampüste özgürlüklere dokunmayacağız” diye Yale’e ‘söz’ vermiş. Georgetown ve Cornell Üniversitesi’nin şeriat şeyhliği, Katar’da dışilişkiler ve tıp fakülteleri var. (Plastik cerrahiyle memeleri büyütmek, küçültmek uzmanları yetiştirirken koruyucu hekimlik üzerine ihtisaslaşma olduğunu sanmıyorum.) New York Üniversitesi, Abu Dhabi ve yakında açılacak Şanghay şubeleri ile dünyanın ilk küresel üniversitesi olma iddiasında. Harvard ve MIT, internet üzerinden yapacakları yaygın eğitimle ileride miktarını açıklayacaklarını söyledikleri bedelle Harvard EdX sertifikası satarak üniversitelerinin markasını pazarlama peşinde. 

Batı hiyerarşisinde gelişen ‘McÜniversite’ girişimleri, diğer kıtalarda yüksekeğitim kurumlarının kendi aralarında yatay ilişkiler geliştirebilmeleri karşısında en büyük engel. Özellikle sosyal bilimlerde Anglosakson paradigmaları koşullanmasında dünyayı ve memleketlerini inceleyen, çoğu doktoralarını da bu ülkelerden alan akademisyenler uydu konumunda. BM Güvenlik Konseyi’nin yapısı ve kararlarının dünya gerçek ve sorunlarına ters düşmesi, ABD ve İngiliz üniversitelerinin özellikle sosyal bilim paradigmaları hegemonyasından farksız.
Türkiye’nin, istisnalar dışında çoğu uydu konumuna bile varamayan, özerklik ve özgürlükten yoksun sözde üniversiteleriyse ülkede otomobil sayısının artmasını marifet gören, ufukları geçen yüzyılın modernleşme düşlerinde sarhoş hükümetin sultasında. Hal böyle olunca, üniversitelerimizden mezun olan gençlerin çoğunun rüyası duble yollarda otomobil sürmek üzerine kurulu.