Demokrasi: 1 Türkiye: 0

Bilim ahlakından sapmanın çok çeşidi var. Bunların en kaba ve ilkel olanı ise kuşkusuz başkalarının eserlerini kendinin gibi sunmak.

Hasan Yazıcı kazandı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi mahkûm etti.
Türkiye’yi bu ibret verici konuma düşüren İhsan Doğramacı.
Konu, 12 Eylül cuntasının işbaşı yaptırttığı YÖK’ün kurucusunun kendisinin yazdığını iddia ettiği kitabıyla ilgili. Bu intihal serüvenini 15 Kasım 2000 tarihinde Milliyet gazetesinde belirten Hasan Yazıcı’yı, Doğramacı dava eder. Kazanır.
Geçen hafta AİHM, kararı haksız buldu. Türkiye adaletinin mahkûm ettiği, aradan neredeyse 15 yıl geçtikten sonra özgürlüğüne kavuşan Hasan Yazıcı’nın makalesinden alıntılar:
Bilim ahlakından sapmanın çok çeşidi var. Bunların en kaba ve ilkeli ise kuşkusuz başkalarının eserlerini kendinin gibi sunmak…
Sayın Doğramacı:
‘Başkalarının eserlerini kendinin gibi göstermek artık bıktırıcı düzeye geldi. Uğur Mumcu’dan bu yana dünya âlem biliyor ki, siz bugüne dek yapılmış aşırmaların belki de en büyüğünü ve fütursuzunu yaptınız. Mumcu’nun ortaya koyduklarından sonra Spock aşırmanızı 13. Baskıya kadar getirdiniz, hatta ilk baskılarının dilini dahi sadeleştirdiniz. Cümle âlemden özür dilemezseniz, biz bu gençlere aşırmanın kötü bir şey olduğunu bir türlü anlatamayız…’
Doğramacı’nın (Annemin Kitabı, 1968) Benhamin Spock’tan (Baby and Childcare, 1946) aşırılması gibi adeta tüm bir ulusun bilim haysiyetine gölge düşüren vakaların üzerine gitmeden bilim ahlakımızı düzeltmek bence olanak dışıdır… Aşırma ile etkin mücadele için birkaç noktanın üzerinde titizlikle durmak gerekir. Hepsinden evvel ahlaktan sapmada zamanaşımı olmaz. Halbuki yükseköğrenim yasamızın halen yürürlükte olan disiplin yönetmeliği kapsamına aldığı tüm suçlara iki yıllık bir zamanaşımı koymuştur. Her şeyden önce bu gülünç, acaba eski ve büyük aşırmaları örtbas etmek için mi konmuş kuşkusunu uyandıran maddeyi kaldırmak gerek…
Bu arada kişisel bir yenilgiyi belirtmek zorundayım. Birkaç yıl evvel Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) bir ‘Bilim Ahlak Komitesi’ vardı. Sosyal bilimlerden yakın zamanda kaybettiğimiz değerli Prof. Dr. Arda Denkel, fen bilimlerinden Prof. Dr. İsmail Hakkı Duru, sağlık bilimlerini de temsilen ben, ülkemizde bilim ahlakından sapmaları inceleyecek ve ciddi sapmalar gördüğümüzde TÜBA aracılığıyla çeşitli yaptırımlarda bulunacaktık… İşe başlamak için bilim çevrelerince çok iyi bilinen birkaç ‘aşırma’ vakasını seçtik.
Bunlar arasında ünlü Doğramacı-Spock aşırması da vardı. Sonu komite için tam bir yenilgi oldu. Önerimiz TÜBA içinde önce benimsendi. Ancak daha sonra birçok arkadaş yaptığımız işin başımıza bela getireceği, hukuk dışı olduğu gerekçesiyle fikir değiştirdi. Bu arada kimi bilim insanımız Doğramacı’nın yaptığını, değil aşırma olarak yermek, topluma büyük hizmet olarak övmek gerektiği yönünde görüş bildirdi. Sonuçta biz üç arkadaş komiteden istifamızı verdik. Komite dağıldı ve bildiğim kadarıyla da TÜBA’da halen bilimsel ahlakla doğrudan ilgilenen bir komite yok.
Her ne kadar Hasan Yazıcı’nın yukarda kısmen alıntıladığım yazısı özgürlüğe kavuştuysa da Türkiye’de 12 Eylül ve Doğramacı’nın YÖK’üyle kapıkulluğu konumuna giren üniversiteli hocalar, üniversite özerkliği ve akademik özgürlük konusunda sindirilmişliklerini sürdürür, TÜBA’ya yaptıkları ve yapmadıklarıyla bilim ve ahlakın temel ilkelerine gölge düşürürken başka her konuda fikir beyan etmekten kaçınmamalarının ibret verici konumundalar.
Kendine demokrat başkasına diktatör diyenlerle hiçbir ülkeye demokrasi gelmedi.