Demokrasi nasıl korunur?

Demokrasinin ne olup ne olmadığı üzerine yazılar, anlamı üzerine tartışmalar, Eflatun'dan bilmem kime kadar demokrasi tanımları, seçimler yaklaşınca birçok ülkede gündeme gelir.

Demokrasinin ne olup ne olmadığı üzerine yazılar, anlamı üzerine tartışmalar, Eflatun'dan bilmem kime kadar demokrasi tanımları, seçimler yaklaşınca birçok ülkede gündeme gelir. Durum, evlerinde musluklarından bir kaç damla suyla idare etmeye alışanların, belirli günlerde belirli miktarda su kullanmaya şartlandırılanların, susuzluklarını fark etmesine benzer. Demokrasi kelimesinin kullanımı ile demokrasinin varlığı arasında ters orantılı bir ilişki var. Kelime ne kadar çok kullanılıyorsa, demokrasi o kadar yok.
Resmi adlarında demokrasi kelimesi geçen ülkeleri gözden geçirin. Sonra onları, günümüzde isimleri çağdışılığı çağrıştıran ülkelerle karşılaştırın. Bir yanda Kongo Demokratik Cumhuriyeti, bir yanda Norveç Krallığı. Bir yanda Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, bir yanda Büyük Lüksemburg Dükalığı. ABD'de seçimler yaklaştı. Partilerin aday adayları az çok belli. Paranız yetmezse, arkanızda para babaları yoksa bırakın seçilmeyi, varlığınızdan kimsenin haberi olmaz. Bu ülkede seçim dönemine girildiğinde yönetim tarzının plutokrasi, yani zenginlerin yönetimi olduğu hep gündeme gelir. Kimi adaylar, sistemi değiştirmek üzere söz verir. Bir sonraki seçimlerde daha da çok parası olan adaylar yarışır.
Cumhurbaşkanı seçiminin gündeme gelmesiyle Türkiye'de de demokrasi olmadığı gene anlaşıldı. Sanki bu ülke kaç seçimdir bir askeri darbenin totaliter anayasasıyla yönetilmiyormuş gibi demokrasimizin tehlikeye girdiğinden söz etmeye başladık. Gerçi son yıllarda musluklarımızdan her zamankinden çok su akmaya başlamıştı, ama biz gene boyun eğmeye şartlanmamızla durumu idare etmeyi sürdürdük.
Küçük bir örnek.
D'üşünün ki yasalara göre bir üniversite hocasının basında açıklama yapabilmesi için amirinden izin almasının gerektiği, bunu uygulayan YÖK'ün başına askeri darbecilerin tayin ettiği kişinin parlamento rafından geçen hafta devlete hizmetle ödüllendirildiği, bir 'demokrasi' de yaşıyoruz. Türkiye'de 60 küsur üniversitenin ikisinden itiraz sesleri geldi. Diğer yandan YÖK başkanının cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi siyasete müdahalesine kimse karşı çıkmadı.
Totalitarizm, kurumlarımızın ruhuna sinmiş.
Şimdi de başladık demokrasiyi koruyormuşuz gibi ikiye bölünmeye. Tabii bölündükçe, olanı da yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bir tarafta kuvvetler ayrılığını tanımayan, yargı, yasama ve yönetimin tek elde birleşmesine olanak sağlayan askeri anayasadan, fırsat bu fırsat diye iktidarlarını monopolleştirmek isteyenler, bir tarafta demokrasinin, demokratik kurumlarla korunmasıyla güçlerini yitirecek olanlar. Ortamı geren, ülkeyi bölen iki taraf demokrasiye bağlılıklarını söylerken, mevcut sistemde milletin oylarının parlamentoya yansımaması konusunda sessizler. Oylarımızın yarıya yakınının çöpe atılmasına göz yuman bizler de sessiziz. Sessiziz çünkü olanla idare etmeye alıştık. Taraflar kendi güçlerini korumaktan yana.
Bari biz onların arasındaki çatışmaya katılıp, taraf olup, kızıştırılan ortamlarda bir o yana bir bu yana savrulacağımıza, demokrasiden yana taraf olabilsek. Son noktadaysa demokrasi, devlet korkusunun olmadığı bir toplum demek.