Demokrasi ve emperyalizm

Şimdiye kadar, Amerika dışında, hiçbir ülke hem demokrat hem de emperyalist olmadı. Amerika'da nasıl oluyor? Oluyor mu?

Demokrasi ve emperyalizm bir ülkede aynı zamanda var olabilir mi?
İki kavram bağdaşabilir mi?
Tanım karmaşasını bir yana bırakalım. Yoksa, ne kölelerle kadınların oy hakkı olmadığı Yunan demokrasisi demokrasi ne de Sovyetler Birliği emperyalistti. Hatta, Marx’ın, “Emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıdır” sözlerine kulak verecek olursak yeryüzünde henüz emperyalizm olmadı bile.
Emperyalizm denince aklıma son yüzyıllardan gelen başlıca ülkeler, bunlara emperyal güç de diyebiliriz, Fransa, İspanya, Hollanda, Portekiz, Hapsburglar, İngiltere, Osmanlılar.
Bu ülkeler demokratik rejimle yönetilmedi. Daha da önceleri, işe cumhuriyet olarak başlayan Roma ancak imparatorluğa geçişle emperyal güce dönüştü.
Sorumuzun, tarihi açıdan cevabı kolay. Şimdiye kadar, Amerika dışında, hiçbir ülke hem demokrat hem de emperyalist olmadı.
Amerika’da nasıl oluyor? Oluyor mu?
Ülkenin kuruluşu, Avrupalı göçmenlerin Kızılderili topraklarını ele geçirmesiyle başladı. Devlet olduktan sonra topraklarının, nerdeyse yarısını, savaşla, işgalle değil, satın alarak sahiplendi: Alaska’yı Ruslardan, çoğu Mississippi Nehri’nin batısında toprakları Louisiana Purchase’ıyla Fransızlardan.
Amerika’nın emperyal güç olarak sahneye çıkması, İspanya sömürgesi olan Filipinler’i ‘demokrasi adına’ işgal etmesiyle başlar. Ama ülke içinden gelen muhalefetle yayılma durur. Derken ABD, Almanlara yenik düşme konumunda İngiltere tarafından Birinci Dünya Savaşı’na sürüklenir. Savaş bitince kabuğuna çekilir. Silah sanayiini durma noktasına getirir.
Demokratik rejimin ülkeyi emperyal güç olarak kabullenmesi II. Dünya Savaşı sonunda başlar. Savaşa girmeden Churchill’le pazarlığa oturan ABD Başkanı Roosevelt, kazandıkları takdirde İngiltere’nin sömürgelerinde imtiyazlarından vazgeçmesini, ‘serbest ticareti’ şart koşar. Savaşın bitmesiyle galipler olarak, Sovyetler’le Japonya’yı paylaşmamak için sonradan işgal edeceği bu ülkeye karşı atom bombasını kullanarak, emperyalizmini dünyaya ilan eder.
Demokrasiyle emperyalizmin balayı kısa sürer.
Demokrasiler yatay, totaliter rejimler dikey ilişkilerle var olur. Günümüzde demokrasiler, yürütmeyi güçlendiren otoriter rejimlere dönüşmekte. ABD, demokrasiden uzaklaşıyor. Vietnam ve Irak’taki son iki büyük savaşına, başkanlarının meclise yalan söyleyip yetki almasıyla girdi.
Demokrasi ile emperyalizmin bağdaşması mümkün değil. ABD, Vietnam Savaşı’ndan sonra askerliği zorunlu hizmet olmaktan kaldırmaya mecbur kaldı. Emperyal savaşlarını ancak paralı askerlerle, affettiği mahkûmlarla, vatandaşlık vaadi verdiği göçmenlerle, savaş tutkunu gençlerle, erkeklerle yapay eşitliğin peşinde asker olmak isteyen kadınlarla sürdürebiliyor.
İleriki bir dönemde, küresel demokrasinin egemen olduğu yeni bir dünya düzeni kuruluna kadar, ABD’nin emperyal konumunu sürdürebilmesi için demokrasiden uzaklaşması bana kaçınılmaz gibi görünüyor. Ya, başka ülkelerin güçlenmesiyle emperyal konumunu bırakacak, (bunun gerçekleşebilmesi için bir iki kuşak gerekir) ya da mevcut konumunu sürdürebilmesi için demokrasiden ödün üstüne ödün verecek.
Bu arada, zayıflamakta olan emperyalizmin yarattığı boşluklardan alan kollayan Türkiye gibi ülkelerin konumu, yeni bir dünya kurmaktan çok, körebelerin koşuşturmasına benziyor.