Demokrasiden kim korkar?

Annem anlatmıştı. Çocuk ağaca tırmanmış, bindiği dal ağırlığından kırıldı, kırılacak.

Annem anlatmıştı. Çocuk ağaca tırmanmış, bindiği dal ağırlığından kırıldı, kırılacak.
Annesi seslenir, "Dal kırılırsa ne olabileceğini düşündün mü?" diye. Zekâ testlerinde şöyle bir soru vardır, "Sinemada yangın çıktığının ilk farkına varan sensin.
Ne yapmalısın?" Aklımda bir de şu sözler var, "Türkler kendilerini çok,
işlerini hiç ciddiye almaz."
Demokrasi kültürü olmayan yerlerde, anne, "Düşeceksin!" diye yaygarayı basınca çocuk korkusundan ağaçtan düşer; sinemada "Yangın var!" diye haykırınca insanlar panikte birbirlerini ezer, kurtuluş yollarını tıkarlar; işlerini ciddiye almayıp kendilerini ciddiye alanlar, otoriter tavırlarıyla etraflarına saldıkları bulaşıcı korkuyla toplumlarda kendiliğindenliği yok ederler.
Demokrasi kültürünün olmazsa olmazı, korkusuz bir toplum.
Bu sözler, hep vatandaşın devletten korkmadığı bir toplumu akla getirir.
Devletin de vatandaşından korkabileceğini, korktuğunu pek düşünmeyiz.
Geçen akşam Boston'da ABD'nin İran'a karşı girişebileceği bir savaşı konu alan bir toplantıda, Noam Chomsky şu örnekle devletlerin vatandaşlarından korkusunu vurguladı.
Vietnam Savaşı döneminde Johnson Hindiçin'de asker sayısını artırmak isteyince, Pentagon, Amerika'da savaş karşıtlarına karşı kullanılacak yeteri sayıda asker kalmaz gerekçesiyle, Başkan'a talebinin sakıncalı olduğunu bildirir. Devlet sırrı olarak halktan gizlenen yukardaki bilgi, o yıllarda Elsberg adlı bir kişi tarafından çalınıp New York Times'ta 'Pentagon Papers' adı altında basılmasaydı, haberimiz olmayacaktı.
Devlet sırrı, düşmandan çok vatandaştan korkulduğu için gizli.
Türkiye'de demokrasiye muhtıra verenler kadar, meclis de milletten korkmuyor mu? Yoksa Ankara'da beş yıl boyunca 12 Eylül cuntasının anayasasına sahip çıkıp, oylarımızın belki yarıya yakınını tekrar çöpe atacakları bir yasayla şimdi seçime giderler miydi? Ya da hakkımdır diye yargı, yasama ve yürütmeyi tek elde toplamaya yeltenen bir iktidarın, milletten korkmanın, kuvvetler ayrılığından kaçmanın ifadesi değil mi?
Milletin en çok kendilerine güvendiğini söyleyenlerle, milletin sesi olduklarını iddia edenler, Türkiye demokratik bir anayasaya kavuşmasın diye, sanki gizlice işbirliği yaparcasına, kıllarını kıpırdatmıyor.
Ya biz?
Meclis'teki koltuklarını millete karşı koruyanlar tarafından demokrasi adına sürdürülen oyunda, tribünlerdeki yerlerimizden
birbirimize karşı taraf oluyoruz. Biz onları ciddiye aldıkça, onlar da kendilerini ciddiye alıyor. Kimileri ağacın en ince dallarına tırmanıp, bu kadar yükseklere çıkamayacağımızı sandınız değil mi, diye meydan okur, kimileri yangın çıkmadan yangın var diye bağırırken, bizler de korku kültürlerine özgü, ilkesizliğin vesayetine sığınıp yolumuza devam ediyoruz.