Devrim, şiddet ve internet

Padişahlar, krallar, hatta Reagan gibi ABD başkanları yıldız fallarına bakan astrologlara inandı. Onların yerini alan uzmanlar da var. Değişen bir şey yok. Arap âleminde kimilerinin devrim diye nitelendirdiği olaylar bize, bir kez daha, gazetecilerin, istihbarat servislerinin, sosyal bilimlerin sınıfta kaldığını gösterdi. 

Devrim deyince, türümüz tarihine yön veren tarım ve sanayi devrimlerinden çok, Fransız, Sovyet devrimleri gibi siyasi devrimler akla gelir. Şiddetli, kanlı olanlar. Filmleri yapılır, romanları yazılır. Bayatlamış tv dizileri gibi, neden oldukları vahşet, zulüm ilgimizi çekedurur. Tarihimizde onlar kadar önemli, İngilizlerin parlamentoyu esas kılan ‘1688 Glorios Revolution’nu, Amerikan’ın, Fransız Devrimi’nden 100 küsur yıl önce anayasasında benimsediği, eşitlik ve özgürlükle sonuçlanan devrimlerini kaale almayız. Hobsbawm gibi ünlü bir tarihçi bile, ‘Devrim Çağı’ kitabını 1789 Fransız İhtilali’yle başlatır. Oysa toplumları dönüştürücü devrimlerin çoğu şiddetsizdir. 

Devrimci deseniz, dünyanın en meşhur devrimcisi de Che. O Che ki Küba Devrimi’nden sonra ülkesinin merkez bankası müdürü olur. Bankanın bastığı paralara imzasını atar. Sıkılınca başka ülkelerde devrim yapmaya kalkışır. On altı yoldaşıyla Afrika’ya, Kongo’ya gider. Dillerini bilmediği, kültürlerini tanımadığı insanlarla silahlı ayaklanmaya kalkışır. Tutmayınca Afrikalılara tembel der. Bolivya’da silahlı devrim yapmayı dener. Nice insanın kanına girer. Gelin görün ki günümüzün kahramanlarındandır. Burjuvazi tişörtlerini giyer. 

Zamanın emperyalist gücüne karşı kurtuluş mücadelesinin önderliğini pasif direnişle gerçekleştiren Gandhi ise çoğumuz için Hindistan’a özgü yerel birisidir. Şarkılarımıza girmez. Afişlerine rastlanmaz. Fransa, Sovyet, Çin, devrimleri gibi hareketlerin analiz üstüne analizini yapan sosyal bilimcilerimiz, şiddetsiz devrimleri, dinamiklerini incelemez, bilmez, bizlere yansıtmaz. Hal böyle olunca, devletler, toplumsal muhalafette şiddet öngördüklerinden, polisiyle, askeriyle teyakkuzdadır. En küçük olayda kışkırtıcılığa varacak ölçüde güç kullanmaya meyillidir. Böyle davrandıklarında, korktukları başlarına gelir. Dünya kabuk değiştiriyor. 

1894’te doğanlar, 1914’te 20 yaşına geldiklerinde, kendilerini Birinci Dünya Savaşı’nın vahşetinde buldu. Savaş bitimi, 1918’de doğanlar, gene 20 yaşlarında II. Dünya Savaşı’nın vahşetini içselleştirdi. Aralarında, ülkelerindeki rejimlerin şiddetiyle karşılaşanlar olsa da son üç kuşaktır dünya gençliği barışçıl bir uygarlık yolunda. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimi 1945’te doğanların, 20 yaşlarında Beatles’la tanışması, ’68 çiçek ve cinsel devrimiyle yeni bir devir açıldı. 

Yeni kuşaklar şiddete sırtlarını çeviriyor. İşte yakın tarihimizden çoğunu unuttuğumuz, Portekiz ve İspanya’nın faşist rejimlerine karşı devrimler, Baltık ülkelerinin dört yıl boyunca zaman zaman oluşturdukları insan zinciriyle Sovyet hegemonyasından özgürleştikleri Şarkı Devrimi, Güney Afrika’daki ırkçı rejimin sonunu getiren Gerçek ve Uzlaşma komisyonları, en son Arap ülkelerinde gördüğümüz ‘Facebook’ süreci. 

Dünyamızdaki gidiş medeniyetler çatışması tezini doğrulamıyor. Tersine, hangi ülke, hangi rejim olursa olsun, her türlü totalitarizme karşı, özellikle gençliğin öncülük ettiği, hukuk devleti arayışı var. Çinde de böyle, Türkiye’de de. Ne var ki evrensel insan hakları ilkelerini ilk norma dönüştüren Batı uygarlığı son yıllarda kendi koydukları kuralları çiğnemekte. İşte günbegün yok olan sosyal devlet, işte Mezopotamya işgallerinde insanlığa karşı işlenen suçlar. 

Gençlerin yaşlılardan öğrendiği usta çırak ilişkisi sona erdi. Türümüz tarihinde ilk kez yaşlılar yeni teknolojileri gençlerden öğreniyor. Gençler, bayrak ve dinlerini arkalarında bırakarak internet üzerinden ‘Yeni İpek Yolu’nda ilerliyor.

.