Don Giovanni

İmparatorluklarımız, kahramanlarımız ve son kertede tarihin kendisi de inanmak istediğimiz masallardan öte bir şey değil.

Adam çapkındır. Evli kadınları, genç kızları baştan çıkarır. Fetihlerinin listesini tutar- İtalya 640, Almanya 231, Fransa 100, Türkiye 91. Memleketi İspanya’da 1003.
Her tür kadını elde etmekle övünür. Mürebbiye, bakire, kontes, barones, zengin, yoksul.. Kışın şişman, yazın zayıf kadınları tercih eder. Güzel, çirkin ayırt etmez. “Yeter ki eteği olsun” der. Tıp sözlüklerine bakarsanız, satyriasis’den mustarip kahramanımız aşırı seks dürtüsünden kaynaklanan patolojisinin kurbanıdır.
Geçen hafta La Scala’da Mozart’ın Don Giovanni operasını seyrederken bu denli itici kişilikli bir adamın hikâyesinin kalıcılığını kendime sormaktan edemedim. 

Don Giovanni’nin cezbesi 
Don Juan diye de tanınan bu masal kahramanı 400 yıla yakın herkesin ilgisini çekmiş. Sahnelendiği 1664’ten bu yana Don Giovanni edebiyat ve düşünce tarihimizin yüzlerce eserine konu olmuş. Puşkin, Balzac, Baudelaire, Byron, Bataille, Camus, Apollinaire, Saramago, Bergman, Bernard Shaw, Kierkegaard... Aşkına inanan kadınlar gibi, hepsi masal kahramanımızın cezbesine kapılmış.
Don Giovanni, kendi tanımıyla kadınların ruhlarının derinliklerinde gizlediği, her birinin kendine özgü güzelliğinin kâşifi. “Düşlerinde yaşattıkları aşkı uyandırıp coşturan, her kadının gizemi farklıdır” diyen biri. Ve son kertede aşk masalını bir an için gerçek kılan yalancı.
Aşk, türümüzün en güçlü ihtiyacı. Uğruna aç kaldığımız, intihar ettiğimiz vecd hali. Kendimizin yazıp kendimizin inandığı masal. İnancımız tükenince büyüsü bozulan, yenisi yazılana kadar sona eren masal.
Don Giovanni’nin asırlardır süregelen kalıcılığı, masallarımıza inancımızın gücünün kanıtı.
İmparatorluklarımız, kahramanlarımız ve son kertede tarihin kendisi de inanmak istediğimiz masallardan öte bir şey değil.
Ortak masallarımız egemen düzenin istikrar dayanağı. Masallarımıza inancımızı yitirmemizle düzen, yeni masallar yazılana kadar altüst oluyor.
Yıllandırılmış masallarımızın inandırıcılığını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. 

İşte büyüleri bir çırpıda bozulunca üstlerine korkusuzca gidilen Mübarek, Kaddafi, Esad.. Bir kurşun sıkılmadan çöken Sovyetler Birliği. “Kedinin rengi değil fare tutması önemli” laf cambazlığının arkasında devlet kapitalizmine geçen komünist Çin.. Cumhuriyet tarihi masalının çözüldüğü Türkiye’de kimimizin eski masalda direnirken kimimizin yeni masallar yazıldığının farkında olmaması.. 

Değişen düzenler 
Devlete “Gölge etme başka ihsan istemem” diyen kapitalizmin temelden sarsılan varlığını sürdürebilmesi için yalvar yakar devlete sarılması. İfade özgürlüğü üzerine kurulu olduğu iddiasında demokratik rejimlerin ‘Biz %99’uz Occupy Wall Street’ hareketine tahammülsüzlüğünde devlet şiddetini seferber etmesi.
Mesele dinlerimizden devlet anlayışımıza, ekonomi kuramlarımızdan özgürlük tanımımıza, tarih boyunca toplumsal normlarımızı düzenleyerek bizleri var eden masallara inanıp inanmamak değil, masallarımızı kimin yazdığında.
En inandırıcı, en kalıcı, en bize yakışır masallar bizim yazdıklarımız.
Aşk gibi.
Kâh korku ve sansürle kâh toplum mühendisliğine soyunan halkla ilişkiler uzmanlarının masallarıyla oyunlarını bizlerden gizlemeye çabalayan, küresel ısınmaya bile perde çeken bir dünya düzeniyse o düzenin sonunun yaklaştığının ifadesi.