Gezi, sanatçısını arıyor

Gezi ve örnekleri kabuk değiştiren dünyamızda çıkış yolları aranmasının umudunu taşıyor. Henüz kendi sanatını, sanat dilini yaratmadı. Sanatçılarını bekliyor. Nerdesiniz?

Son aylarda yazdığım yazıları gözden geçirdim. Hemen hepsi ‘Ben’ ve ‘Öteki’ üzerine kurulmuş. Başka yazarların da öyle. Konu demokrasi olunca bunu Türkiye gibi ülkelerde yapmak hiç de zor değil. Yazdıklarımız, özgürlüğümüzün gasp edilmesine karşı bir tür imdat çağrısı. Sade Türkiye mi? Her ülkenin Noam Chomsky’si var.
Hedef tahtasında, egemen düzenin politika ve ekonomisi. Krizden krize sürüklenen, tehlike çanlarının çaldığı gezegenimizde toplumun en itibarsız kesimi politikacılar. Kabuk değiştiren dünyamıza direnmelerinden kaynaklanan çapsızlıkları, cürümleri, cinayetleri ayyuka çıktı. Onları ayakta tutan finans kapital çevreleri, dünyayı küresel krize sokmalarına, faturasını bizlere kesmelerine, emekçi ve tüketici haklarını gasp etmelerine rağmen, perde arkası konumlarından kamuoyu ile balayı yaşıyor. İşlerine gelmediğinde demokrasiyi de iptal ediyorlar.
İşte geçen yıllarda Avrupa’da seçimle iktidara gelmemiş, parlamento dışından Yunanistan ve İtalya’ya zorlanan bankacıların emrinde tepeden inmeci hükümetler.
Dinler adına konuşanlar, düzenle işbirlikçiliklerini sürdürdükleri geleneksel konumlarında. Orduların imam, papaz ve hahamları savaşlarda ölmeye öldürmeye yollanan müritlerini takdis etmekte.
Yukarda özetini yaptıklarım hepimizin bildiği şeyler.
Gözümüzden kaçan egemen düzenin politikacı, sermaye, din üçlüsünden ibaret olmadığı.
Gözümüzden kaçan, sanatın saygınlığına teslimiyetimiz. Sanatçıya atfettiğimiz dokunulmazlık. Sanatı, egemen düzenin çarkının dışındaymış gibi algılamamız. Toplumsal sorumluluk ve vicdan kaygılarının günümüz sanatına, istisnalar dışında, yansımamasını doğal karşılamamız. Evrensel değerler ve ahlaktan bağımsız görmemiz
Tersine sanatta, sanatçıda aradığımız zamanı unutturarak bizi düşler âleminde dolaştırması. Türümüzün, diğer türlerle beraber, dertlerini unutturması ya da tersine, karamsarlığında bizi kocaman bir ‘Hiç’in, bir kara deliğin içine sürüklemesi.
Günümüzde romanın geldiği yer, yazarın hayal gücünü seferber ederek güzel masal anlatması. Bizi fazla ya da hiç düşündürtmeden yazdıklarını bir çırpıda okutması. Şiir, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Şairin, en çok kendisine hitap eden simge ve çağrışımları. Müzik? Pop kültür sanayiine teslimiyetinde.
Bireysel özgürlüğün dokunulmazlığında, vicdanımıza kayıtsız kalan sanatçıların vurdumduymazlığını es geçiyoruz. Onları, bencil kayıtsızlıklarını terk ederek, sorumluluklarına davet edeceğimize ürettiklerinin edilgen tüketicileri olmaktan öteye geçemiyoruz.
’68 kuşağı başta müzik, edebiyatta, sinemada, kendi sanatını, yaşam anlayışını yarattı. Anti-kahramanı keşfetti. Değerlerini sanata yansıttı. Evrensel kültürümüze eklemlendi. Ulus devletlerin kuruluşuna eşlik eden romantik akımın yazar ve müzisyenleri de yaşadıkları çağın nabzını tutmakla yetinmemiş, sanatlarıyla topluma duyarlı kalmış, yeni değerler çerçevesinde seferber etmişti.
Geçmişteki toplumsal konumuyla incelendiğinde bugün sanat yerinde sayıyor; tekrardan, çırpınıştan, bireysel özgürlük adına bencil taşkınlığından öteye gitmiyor. 21. yüzyılda sanat ve sanatçılar yozlaşmışlıklarının doruk noktasında.
Gezi ve örnekleri kabuk değiştiren dünyamızda çıkış yolları aranmasının umudunu taşıyor. Henüz kendi sanatını, sanat dilini yaratmadı. Sanatçılarını bekliyor. Nerdesiniz?