İktidara muhalefetin bedeli

Ülkede olup bitenin kamuya yansımadığı rejimlerde fısıltı gazetesi alır başını gider. Gündeme komplo teorileri yerleşir. İktidar yalanladıkça yayılır. Daha çok inanılır. Ülke istikrarsızlaşır.

Her iktidarın basın özgürlüğüne ihtiyacı var.

En çok ihtiyacı olan totaliter rejimler.

Ülkede olup bitenin kamuya yansımadığı rejimlerde fısıltı gazetesi alır başını gider.

Gündeme komplo teorileri yerleşir. 

İktidar yalanladıkça yayılır.

Daha çok inanılır.

Ülke istikrarsızlaşır.

Basını korkutup susturan iktidar karanlıkta kalır.

Telefonları ne kadar dinlese, e-postalarını ne kadar okusa, gizli polis raporlarını ne kadar incelese, ne kadar anket yaptırsa…

Nefes alışlarını dinlediğini zannettiği halkın nabzını tutamaz,

Gücünün sarhoşluğunda zamanın ruhundan uzaklaşır.

Aynada tek kendi yüzünü görür.

Yalnızlaşır.

Yalnızlaştıkça korkar.

Korktukça baskıyı arttırır.

Düşman olmayan yerde düşman arar.

Olmayanı yaratır.

Sonuçta herkes kaybeder.

Nerden mi biliyorum?

Tek adam rolünde Milli Şef İnönü’nün, 1950’de partilerin eşit koşular altında yarışabildiği ilk seçimlerde baş aşağı edilmesinden. 

70 yıl önce bugün.

Dayım Zekeriya Sertel’in Hatırladıklarım kitabından:

4 Aralık, 1945.

Üniversiteli faşist gençler ellerinde önceden hazırladıkları baltalar, balyozlar ve kırmızı mürekkep şişeleriyle matbaaya (Cağaloğlu’nda Tan Gazetesi) saldırdılar. Orada bekleyen polisler olup bitene seyirci kaldılar. Görevlerini yapmaya kalkmadılar. Göstericiler, baltalarla matbaa kapısını kırıp içeri girdiler. Makinaları balyozlarla kırdılar. Binanın camlarını indirdiler. İçindeki eşyayı kırıp döktüler. Sonra ellerinde kırmızı boya şişeleriyle “Serteller nerede?” naralarıyla bizleri aramaya koyuldular. Amaçları, bizi çırılçıplak soyup üzerimize kırmızı boya dökmek ve sonra önlerine katıp sokaklarda “İşte kızıllar,” diye sergilemekti. Bütün bunlar polisin gözü önünde oluyordu. Göstericiler bizi bulamayınca vahşi naralarla yollara düştüler. Beyoğlu yakasına geçtiler, orada Sabahattin Ali ile Cami Baykurt’un çıkardığı La Turquie gazetesinin matbaasına gittiler. Orasını da kırıp döktükten sonra vapurla Kadıköy’e geçip bizi evimizde basmaya teşebbüs ettiler...?Hükumet olaydan önce olduğu gibi, olaydan sonra da bu cinayeti işleyenlere karşı hiç bir harekette bulunmadı. Güpegündüz bir matbaayı yıkan bu faşist gençlerden ?hiç kimse tutuklanıp mahkemeye verilmedi. Bu işin İnönü’nün bilgisi içinde Saraçoğlu’nun verdiği emir üzerine polis tarafından tertiplenip yürütüldüğüne hiç şüphe yoktu. Gösteri yapan ve matbaaya saldıran gençler arasında bir çok sivil polis vardı. Saldırıyı asıl bunlar yönlendiriyordu...?“Kanun adına, hükumet adına, memleket adına yüz kızartıcı bir rezalet sayılabilecek olan bu 4 Aralık olayından ötürü sonunda kim tutuklandı, bilir misiniz? Biz. Yani, ben, eşim Sabiha Sertel ve Cami Baykurt. Bu olayın sorumlusu ve suçlusu olarak biz hapse atıldık ve biz mahkemeye verildik .Yargıçlar bizim haklı olduğumuzu biliyor ve anlıyorlardı. Fakat Ankara’nın emrine uyarak bizi mahkûm ettiler. Bereket versin Yargıtay bu kararı bozdu ve üç ay hapisten sonra tekrar özgürlüğümüze kavuştuk. ?“Kavuştuk mu? Hayır. Artık Tan Gazetesi-ni yeniden çıkarmak olanağı kalmamıştı. ?Kırk yıllık çalışma hayatımın meyvesi enkaz altında yatıyordu. Evimiz polisle çevrilmişti. Arkamıza polis takılmıştı. Mahkemeden ve hapisten kurtulmuştuk ama bu kez daha ?geniş bir hapishaneye düşmüştük.

Yurdun ayrılmaya mecbur kalan  dayım  25 yıl Türkiye’ye dönemedi.

Bir kez denedi, Demirel tarafından aldatıldı. Ankara’da görüşmeye çağrıldığına kandırılarak bindirildiği uçak, onu siyasi mülteci olarak yaşadığı  Fransa’ya geri götürdü. Ülkesine dönmesine izin verildiğinde 87 yaşındaydı.

Bu yazıyı ancak  hapishanelerde okuyabilecek  gazetecilerin sayısı Türkiye’de gün be gün artıyor.  Hapishanede olmayanlar yazacak yer bulmakta zorlanıyor. Gazetelere saldırılıyor.

Bugün 4 Aralık, 2015.