İstanbul'un susan duvarları

Bir şehrin canlılığı duvar yazılarından da belli olur.</br>12 Eylül diktasına kadar İstanbul'da afişlemeye çıkmak örgütlü gençler için yaşam tarzıydı.

Bir şehrin canlılığı duvar yazılarından da belli olur.
12 Eylül diktasına kadar İstanbul'da afişlemeye çıkmak örgütlü gençler için yaşam tarzıydı. Gençlik örgütlerinin içinden gelmiş, kimi 12 Mart döneminde hapis yatmış tecrübeli ağabeyler bile, duvarlardan da izlemeye çalıştıkları değişken siyasi yelpazenin içinde kaybolabilirdi.
İşe, okula gitmek üzere evden çıkan İstanbullular sabah yola koyulduklarında yepyeni duvar yazılarıyla karşılaşırdı. Kimi yazılar rakip örgütler tarafından silinir, kimi son günlerin siyasi olaylarının ifadesi olurdu. Duvar yazıları aynı zamanda birbirlerini öldüren gençlerin, 'Kanı yerde kalmayacak' ibareleriyle bir tür cenaze ilanı gibiydi.
12 Eylül askeri darbesiyle İstanbul duvarları temizlendi.
Özal döneminde duvarlar kiralandı.
Amerikan sigarası, kahvesi gibi kaçak getirilen tüketim mallarının ithalinin serbest bırakılmasıyla İstanbul duvarları reklamlar geçidine dönüştü. Apartmanların duvarlarında Nestle kahvesinin dumanları tüttü, Marlboro'nun yaşlı kovboyları at sürdü.
Zaman içinde ilan panoları keşfedildi. Duvarlara ihtiyaç kalmadı.
Bir süre boş kaldı duvarlar.
Derken âşıkların isimleri tekrar kalplerin içini doldurdu, futbol takımları uzun bir aradan sonra duvarlardaki yerlerine döndü. 'Buraya işeyen eşektir' yazılarının yerinde 'Park yapılmaz' yazıları olmasa 50 yıl önceki İstanbul'a bir zaman yolculuğu yapmış olabilirdik.
Günün İstanbul'unun duvarları gene boş.
Seçimler oldu. Siyasi partiler kiralık panoların içinde kaldı.. Hiçbirinin sesi duvarların serbest kürsüsünden duyulmadı.
Modernleşiyoruz, uygarlaşıyoruz, düzene giriyoruz diyenler olabilir.
Belki duvarlardaki ifadeler artık cep telefonlarından iletilen SMS mesajlarına dönüşmüştür.
Stockholm'de bir tuvaletin duvarında, çerçeve içinde bir pano ve yanında iple asılı bir kalem görmüştüm. Üstündeki yazı 'Lütfen graffitinizi buraya yazın' diyordu.
İstanbul'un duvarlarına bakıp Türkiye'nin de İsveçleşme yolunda birkaç adım daha attığını düşünüp, ne güzel kurallara uyan uslu puslu gençlerimiz var diye sevinenler de olabilir.
Duvar yazıları bir şehrin, bir toplumun canlılığının ifadesi.
Duvar yazıları gençlerin diliyle konuşurdu.
Gençler gene konuşuyor ama artık biz onların dilini duyamaz olduk.
21. yüzyılda, zengin-yoksul ayrımının hiç olmadığı kadar açıldığının nerdeyse herkes farkında.
Farkında olmadığımız, türümüzün tarihinde ilk kez yaşlıların yeni teknolojileri gençlerden öğrendiği...
Farkında olmadığımız özellikle Türkiye gibi ülkeler gençleşirken yaşlı ve gençler arasında açılan uçurum ve kopukluk...
Gençlerin sesini, kim kime oy verdi gibi istatistiksel analizlerde, ezberlenmiş kalıplarımızda, kliplerdeki şarkılarda arıyorsak kendimizi aldatıyoruz. Gençlerin aitliklerinin sessiz dayanışması ise bir tıkanmışlığın ifadesi.
Artık ne İstanbul'un duvarlarından yankılanır oldu gençlerin sesleri ne liselerden ne de YÖK sultası altındaki üniversitelerden. Oysa, RADİKAL GENÇ'teki sesler toplumumuzun yoksun kaldığı düşünce ve tartışmaların somut bir ifadesi. Toplum Gönüllüleri gibi ülke çapında örgütlenen üniversiteli gençler ise olanak tanındığında seferber edilebilecek gücün çarpıcı bir örneği.