Kadın soykırımı!

Çevremizde bunca insan varken neden birine ya da birilerine âşık oluruz? Neden o da bir başkası değil? Her şeyi öğrenme merakımıza rağmen aşkı şairler...

Çevremizde bunca insan varken neden birine ya da birilerine âşık oluruz? Neden o da bir başkası değil? Her şeyi öğrenme merakımıza rağmen aşkı şairler, psikologlar ya da nörologlar çözemedi. İlle kimi şeylerin nedenlerini kurcalamak bizi yıkıma da götürebiliyor. Aşkta, nedensizliğimizle coşalım.
Aşk, su gibi, uyku gibi ihtiyaç mı, o da belli değil.
Türümüz tarihinde ilk kez milyonlarca erkek kadınsız.
Aşksız yaşanabilir mi?
Yaşanamazsa, kadınsız kalan erkekler 'aşk ihtiyaçlarına' nasıl çözüm bulacak? Tanrı'ya mı yönelecekler? Birbirlerine mi? Kadın isteriz diye ortalığı mı kasıp kavuracaklar yoksa teknoloji mi imdatlarına yetişecek?
Neyin tarihi olup olmayacağı bazen yüzyıllar sonra belli oluyor.
Günlük yaşantımızda haber niteliğinde olaylar en çok dikkatimizi çekerken, ağır ağır değişen tarihsel süreçlerin, sonradan farkına varıyoruz. Yakın tarihimizde bile, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın imarı, ekonomisinin canlanması için Kuzey Afrika ve Türkiye'den işçi çağıranlar, tarihlerinde ilk kez Müslümanlarla birlikte yaşamaya başladıklarının farkına, ancak ikinci bir kuşağın, işçi çocuklarının büyüyüp okul kapılarını çalmasıyla farkına vardılar. İstatistikler insana dönüşüp, pop tarihçilerinin kışkırtıcı etiketleri de liste başı olunca, buyrun size medeniyetler çatışması.
Bugün de dünyanın gözünün önünde Çin ve Hindistan'dan gelen istatistikler var. Bu iki ülke yüzyılımızın devleri olmaya aday. Ekonomileriyle, kültürleriyle günlük yaşantımızın parçası olacaklar. ABD hapşırınca dünya nasıl nezle oluyorsa yakında bu ülkelerde olup bitenler bize yansıyacak.
Günümüzde soykırımlardan, savaşlardan, açlık ve hastalıklardan ölüme mahkûm olanların sayısı, Çin ve Hindistan'da doğar doğmaz öldürülen, kürtajla doğmaları engellenen kız çocuklarının sayısından az bile olabilir. On yıl sonra bu iki ülkenin nüfusundaki kadın-erkek dengesizliğinden, toplam 55 milyon kadınsız erkek olacağı öngörülüyor. Çin'de birden fazla çocuk yapmak yasak olduğundan, sosyalizmin çökmesinden bu yana gelecekleri için güvenceleri olmayan 800 milyon köylünün umudu, yaşlandıklarında erkek çocuklarının kendilerine bakması. Çeyiz parasının
yükünü kaldıramayacak 500 milyon Hintli köylü için de erkek çocuk daha makbul. Kaç milyon kız cenininin yok edildiği, kaç milyon kız çocuğunun doğar doğmaz öldürüldüğü, sırf bu iki ülkede açıkta kalacak 55 milyon erkek sayısından belli.
Kadın soykırımıyla toplumsal çalkantılara gebe bir ortama sürükleniyoruz. Fuhşun yaygınlaşması, daha çok sayıda kadının seks kölesi olması kaçınılmaz. Çin ve Hindistan zenginleştikçe yoksul ülkelerden gelin ithali de başlayabilir. Bakarsınız edebiyatımız da, 'Çinli erkek Afrikalı kadın' aşk destanları yazıp bu toplumsal cürümün dehşetini, ne
güzel çokkültürlü bir dünyada yaşıyoruz diye pembe dizilere dönüştürür.
Tarihçiler, yarından günümüze baktıklarında, bir imparatorluğun daha orada burada çıkardığı savaşları not etmekle yetinirken, asıl kadın soykırımının sessiz seyircileri mi olduğumuzu yazacaklar?