Keloğlan masalı

Halk çocukları, Anadolu kaplanları gibi kükreyip, Keloğlan'ın peşinde memleketi özgürleştirip refaha kavuşturmuş. Kem gözle bakanlara meydan okumuşlar, emsali görülmemiş cadı avında hepsinin hakkından gelmişler.

Masalı ilk New York Times’da okudum. Çok beğenildi. Kısa zamanda yayıldı. Gazetenin muhabiri hanımın anlattıkları memlekette tekrarlanır oldu. Ona kulak verenler saygı değer kişilerdi. Ev sohbetlerinde, dost toplantılarında önce birbirlerine sonra da ülkeye masalı çeşitlendirerek anlattılar. Zamanla masalla gerçek birbirine karıştı. Sonunda devlet sarayında sesini buldu.

“Bir varmış, bir yokmuş, deve tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken ülkeye başka topraklardan buralı olmayan, huyu suyu, kanı, örf ve âdetlerimizle bağdaşmayan bir cüce gelmiş. Cüce kılıcını bir sallamış, iki sallamış, herkese tek tip üniforma giydirip padişahın yedi düvelden gelen konuklarına meydan okumuş. Onlar geldikleri gibi gitmiş. Evlatlarını birer birer yiyen, varlıklarına el koyan, inançlarını ayaklar altına alan cüce, başına kurulduğu sofrasında ceddimizden çark emiş, çağdaş demiş, garbın gardırop kılığında memleketi peşinden sürüklemiş. Devleştikçe devleşmiş. İçtikçe içip şişmiş. Öldüğünde üvey kardeşinin başa geçtiği yolsuz, yoksul bir diyar, komşularımla iyi geçineyim derken gölgesinden korkan zavallı bir ülke bırakmış.

Zamanla çiftçiler, çobanlar, tonton takunyalılar, doğulu ırgatlar başbakan ve komutan, hamallarla peynir tüccarları milyarder, köy çocukları bilim adamı, profesör, kenar mahalleliler doktor, avukat, asker, mühendis, sokak çocukları, balet, şair, film yönetmeni olmuş. Olmuş olmalarına ama ahlaktan edepten yoksun kadınlar, kaidelerini kaybetmiş erkekler, milletin başına çöreklenmişler. Bunların saltanatı altında ezilen gerçek halk çocukları, Anadolu kaplanları gibi kükreyip, Keloğlan’ın peşinde memleketi özgürleştirip refaha kavuşturmuş. Meydanları kollamışlar, kem gözle bakanlara meydan okumuşlar, emsali görülmemiş cadı avında hepsinin hakkından gelmişler. Kimsenin gözyaşına bakmayıp destanlar yazarak milleti iç ve dış düşmanlarından koruma altına almışlar.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” diye bitirebiliriz masalımızı.

Lakin, masal anlatıcıları da inandıkça anlattıkları masallara hepimize roller biçiliyor, bizlerin benimseyerek, benimsettirilerek oynamaya başladığımız. Her oyunun kuralları da olduğundan hepimizi bağlayan kaideler, ülkelerin resmi gazetelerinde yayımlanmaya başlıyor. Zaten çoğumuz taraflaştırılmış, inanmış, inandırılmışız bir kere. Sadıkız, vefalıyız. Masalımızı inançlarıyla yaşatanları, kefen bezleriyle yola çıktıklarını söyleyenleri yarı yolda bırakmayız.

İnanmayanlar? Masaldan uyananlar? Ayılmalarının sersemliğinde, yollarını kaybetmenin şaşkınlığında kimlik krizlerinin kurbanı. Kimi demokrasi arayışlarını azınlık haklarına indirgemelerinin aymazlığında. Kimi çocukken okul kitaplarının kahramanını yerden yere vuran Keloğlan masalına inanmışlıklarının utancını dışavuramamalarının ezikliğinde.

Toplumların kendilerine göre masalları var. Masala en çok inanan, inandırılanlar her zaman egemen düzenin ezdikleri olmuş. ABD’nin masalı Avrupa taassubundan kaçan cesur göçmenlerin Vahşi Batı’ya zaferi. Sovyetlerin öyküsü işçilerin, Çin’inki Mao’nun öncülüğünde köylülerin iktidarı. Hepsinin yakın tarihinde masallarına inanmayanların vay haddine.

Günümüzde de, siyaset, din, sanat ve düşünce âleminin bilinçli, bilinçsiz işbirlikçileri, küreselleşen sermayenin egemenliğini meşrulaştıran yeni masallar yazıyor. Lakin bu sefer karşılarında onları ciddiye almayan, dediklerine inanmayan, devlet şiddetine rağmen provoke olmayan, oyunlarını oynamayan küresel Gezi gençliği var.

New York Times?

Hoca Nasreddin misali, ‘Ya tutarsa’ diye, yeni masallara yeni kahramanlar arayışında.