Korkuyorlar

Gençlerin, kendilerini örgütleyip seferber ettiği bir dünyada yaşamaya başladık. Bu da türümüzün tarihinde ilk kez. 21. yüzyıl, bu yeni oluşumun ilk örneğini Türkiye'de Gezi'de gördü.

Gençlerden korkuyorlar.
Onlar olmadan da yapamıyorlar.
20. yüzyıl gençliğin kullanılmasının tarihte doruk noktası.
Almanya’da Hitler Gençleri (Hitlerjugend), Sovyetler’de Genç Öncüler (Young Pioneers), Çin’de Kızıl Muhafızlar (Red Guards)…
Totaliter rejimlerini gençlerin heyecan, özveri ve inançlarına hitap ederek oluşturdular. Onları egemen ideoloji kulluğunda lider sultasına kurban ettiler. Düşman bellettiklerine karşı seferberliğe çıkardılar.
Egemenler, çıkar ve politikalarına, bayrakla dini alet etmelerinin son tarihsel çırpınışlarında.
Birinci Dünya Savaşı’nda cephede ölmek, öldürmek istemeyen gençleri devlet kurşuna diziyordu. Bugün aynı ülkeler gençlere güvenmediklerinden, gençler savaşmak istemediklerinden, zorunlu askerliği kaldırdılar. Vicdani ret hakkını kabullenmeye mecbur kaldılar. Ordularını, yoksulluğa mahkûm kıldıkları paralı askerlerle ayakta tutabiliyorlar. En çok siber savaş teknolojisine, pilotsuz uçaklar gibi insansız araçlara güveniyorlar.
Günümüz egemen düzeninde onlar için gençler en çok tüketici olarak vazgeçilmez. Toplum mühendisliği uzmanları çocuk yaştan marka aidiyeti oluşturma seferberliğinde. Muhafazakârlık kamuflajında tüketim hırsını kamçılamakta.
Başarılılar mı?
Çin, Türkiye, Malezya, Rusya gibi totalitarizmin yumuşak modellerini uygulayan ülkelere bakarsak, halihazırda evet. Nutuk ve reklamlarla pompalanan duble yollarda otomobil sürme umudu, devlet şiddetinin toplumu sindirmesiyle kenetlenince, demokrasinin vaat ettiği evrensel değerler, barış gibi kavramlar lafta kalıyor.
Nereye kadar?
Egemenlerin, emek gücü olarak sömürdüğü, tüketici olarak yetiştirdiği gençler, seçimlerde en az oy veren kitle olarak, düzenin ideolojisini gayri meşru kılmakta.
Başkanlar, başbakanlar, kapıkulları politikacılar, inandırıcılıklarını yitirdikleri için korkuyorlar mı?
Tarihimizde devlet denetiminden uzak ilk kamu alanları, 16. yüzyılda İstanbul’dan dünyaya yayılan kahvelerdi. Sanayi Devrimi'yle birlikte işçi sınıfının ortaya çıkmasıyla devlet şiddetine rağmen sokaklar, meydanlar halkın oldu. Yüzyılımızda neo-liberal düzenin işçileri sendikasızlaştırması ve kendilerini işçi saymayan yeni meslek dallarının oluşmasıyla istisnalar dışında meydanlar boşaldı. Yerini, egemenleri çaresizliklerinde gülünç duruma düşüren, gençlerin küreselleşen sosyal medyası aldı.
Türümüzün tarihinde ilk kez yaşlılar gençlerden öğreniyor. Binlerce yıl boyunca, avcı-toplayıcı döneminde, tarım düzeninde, el sanatları ve sanayinin usta-çırak ilişkileri ve eğitim düzeninde gençler yaşlılardan öğrendi.
Bilgisayar teknolojisiyle birlikte tarihimizde demografik ilişkiler hiyerarşisi tersine dönmekte.
Çağdaş kuşaklar, tepeden inmeci ideolojilerin müritleri, parti gençlik kollarının kuklaları, bildik dinlerin kulları değil. Gençlerin, kendilerini örgütleyip seferber ettiği bir dünyada yaşamaya başladık. Bu da türümüzün tarihinde ilk kez. Çıkar peşinde değiller. Kışkırtılıp nice kurban veren geçmiş kuşakların tecrübelerine duyarlılar. Siyasete değil evrensel değerlere öncelik veriyorlar. Barış için savaş değil, savaşlara rağmen barış diyorlar. Ve buna rağmen iktidarların şiddetine maruz kalıyorlar.
21. yüzyıl, bu yeni oluşumun ilk örneğini Türkiye’de Gezi’de gördü. Kendileri için değil şehirlerini korumak için bir araya geldiler. “Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine” dediler.
Gençlerden korkuyorlar. Şiddet ve inkârın arkasına saklansalar da onlar da biliyor, zaman Gezi’den yana.

İ S T A N B U L S Ö Z L E Ş M E S İ' N İ İ M Z A L I Y O R U M
http://www.istanbulhepimizin.org/basin-odasi
http://www.change.org/istanbulhepimizin