Millet Meclisi'ne hatırlatma

Siz, askeri cuntanın kapattığı Meclis, askeri cuntanın üniversitelerin başına getirdiği İhsan Doğramacı'ya onur ödülü veriyorsunuz!</br>Kiminiz o günleri hatırlayamayacak kadar çocuktunuz...

Siz, askeri cuntanın kapattığı Meclis, askeri cuntanın üniversitelerin başına getirdiği İhsan Doğramacı'ya onur ödülü veriyorsunuz!
Kiminiz o günleri hatırlayamayacak kadar çocuktunuz, kiminiz üniversiteyi anlayamayacak kadar genç. Ancak zamana rağmen tarihi perspektiflerini yitirmeyen Boğaziçi Üniversitesi'nden 109 akademisyen geçen hafta kurumlarına sahip çıktı.
Aşağıda o günleri hatırlatan, 20 Kasım, 1982'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir mektubumdan alıntılar.
İhsan Doğramacı'ya Açık Mektup
Sayın Prof. Doğramacı,
İstifa etmelisiniz.
Üniversitenin çeşitli kesimlerinden YÖK'e yöneltilen yapıcı eleştirilere kayıtsız kalınırken, eleştiri sahiplerinin işine son veriliyor. Hatta eleştiri yasaklanıyor. Dediklerinizi koro halinde onaylayanların üniversiteyi temsil ettiklerini mi sanıyorsunuz?
YÖK ile üniversitenin tüm özerkliklerini yok ederken, dünyanın en özgür üniversitelerinin Türkiye'de olduğunu açıklıyorsunuz. Bir yandan Türkiye'nin öğretim üyesine ihtiyacı olduğu söylenirken, bir yandan da yüzlerce öğretim üyesinin işine son veriliyor, siz ise açığı İngiltere'den getirilecek hocalarla kapatacağınızı söylüyorsunuz. Çelişkiler içindesiniz. Üniversitenin itibarını küçük düşürüyorsunuz...
Üniversiteyi kalıcı bir kargaşaya soktunuz...
Üniversitelere disiplin mi getiriyorsunuz? Disiplinli toplumun bir koşulu özgürlük, diğeri ise sorumluluktur. Kişiler ancak sorumlu oldukları ölçüde özgür, özgür oldukları ölçüde de sorumlu olabilirler. Sorumluluk ve özgürlüğün yaygınlaştırılması yerine, hocaların kapıkulu haline getirildikleri bir yere üniversite denebilir mi?
Bilimin gelişmesi düşünce, toplanma ve seyahat özgürlüğüne bağlıdır. Düşüncenin cezalandırıldığı, toplanmanın yasaklandığı, seyahatlerin engellendiği bir yere üniversite denilebilir mi?
Hacettepe Üniversitesinde öğrenci olduğum ylllarda rektördünüz. Üniversitenin kendi yöneticilerini seçtiği, öğrencilerin üniversite senatosunda temsil edildikleri yıllardı. Siz de dünyanın dört bir yanından konuklar çağırır, örnek bir üniversite olarak Hacettepe'yi tanıtırdınız. Hatta bu modelin başarısından ötürü Dünya Sağlık Teşkilâtı'nca ödüllendirildiniz de. Demokratik bir üniversite modeli ışığında oluşan Tıp Fakültesi'nin başarısı dünyaya örnek gösterildi... Artık 'büyük işler' değil, yanlış işler yapan bir kişinin yalnızlığı içindesiniz... Ancak yanlışlarınız her gün üniversiteyi azıcık daha batağa saplarken birçok kişiyi de perişan ediyor. Üniversiteleri o denli bir kargaşa içine soktunuz ki kendi çıkardığınız yasaları kendiniz çiğniyor, kendi açıklamalarınızı kendiniz bile anlayamıyorsunuz.
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'deki terör birçok üniversite öğrencisinin ve
hocasının da öldürülmesine yol açtı. Meslektaşlarımız ve öğrencilerimizin
cenaze törenleri sürekli birbirini izledi.
Ancak her şeye karşın yılmadık. Canımızı dişimize taktık ve mümkün olduğu kadar eğitimi aksatmadan üniversitedeki görevlerimizi sürdürdük.
Üniversiteye yılgınlık YÖK'le birlikte gelmiş, YÖK'le birlikte istifalar ve işten ayrılmalar başlamış,YÖK'le birlikte eğitim, araştırma ve yayın faaliyetleri aksamıştır.
Acaba gücünüz nereden geliyor?
Üniversite öğrencisinden değil, hocasından değil, bir an önce demokrasiye dönmek arzusu ile anayasal döneme geçişi onaylayan Türk halkından da değil. Gücünüz nereden geliyor?
Gücünüz yok.
İstifa etmelisiniz!...
Saygılarımla, Gündüz Vassaf.