N. Alçı-N. Ilıcak / M. Barlas-E. Kongar: Size sesleniyorum!

İster dördünüz bir arada, ister ikişer ikişer, televizyonda bir program yapın. Konu: Cumhurbaşkanı adaylarının televizyonda canlı yayında ortak bir münazara programına katılmalarına ilişkin düşünceleriniz.

Bölünmüş Türkiye’yi huzura, istikrara davet edebileceğinize inanıyorum.

Televizyondan sizleri yakından tanıyan kamuoyu, sınır noktasına dayansa da, sayenizde zıt görüşlerin tartışılabileceğinin tanığı.

Tahammülsüzlüğün zirve yaptığı, taraflılığın şiddet doğurduğu bu ülkede, seçimler öncesi sizlerin yan yana gelmesine hepimizin ihtiyacı var.

Bu ortamda, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hangi aday kazanırsa kazansın, Türkiye kaybedecek. Zıtlıklarla bölünmüş bir ülke yönetilemez konuma düşebilecek.

12 Eylül öncesinden tanık olduğumuz gibi yargının ve polisin birbirine düşmesinin, üniversitelerin karışmasının, sokaklarda şiddetin olasılığı söz konusu. Yarını kuşkuyla bakmaya gerek yok. Bunlar şimdiden hepimizin gözünün önünde. Başka bir ihtimal de, 12 Eylül sonrası gördüğümüz gibi, devlet şiddetiyle çarkın dönmesinin zorlanması.

Bunun maliyetini hepimiz yaşadık. Tekrarını istemeyiz.

Abarttığımı, ortalığı velveleye verdiğimi düşünüyor olabilirsiniz.

Başkanlık seçimlerinin yapıldığı yakından tanıdığımız ülkelerde seçmenler ikiye bölündüğünde, demokrasinin galip geldiğini, istikrarın sürdüğünü söyleyebilirsiniz. ABD’de George Bush’un, rakibi Al Gore’dan daha az oy almasına, seçimleri ancak mahkeme kararıyla kazanmasına rağmen, ülkede istikrarın bozulmadığına işaret edebilirsiniz.

Lakin, Türkiye’de demokrasi macerasının bu tür ülkelerle kıyaslanamayacak kadar hazin geçmişi olduğunun hepimiz tanığıyız.

Sizden ricam şu:

İster dördünüz bir arada, ister ikişer ikişer, televizyonda bir program yapın.

Konu: Cumhurbaşkanı adaylarının televizyonda canlı yayında ortak bir münazara programına katılmalarına ilişkin düşünceleriniz. Adayları birlikte görelim. Hedeflerini, Türkiye’nin iç ve dış politikasına ilişkin düşüncelerini, karşılıklı tartışmalarını birlikte seyredelim.

Çağrımın demokrasiye inancımdan değil, önde gittiği söylenen adaya tuzak kurmak istediğimden kaynaklandığını düşünenler olabilir. Evet, ben de seçimi kazanacağıma az çok emin olsam, niçin canlı yayında riske gireyim?

Ancak bu tavır önde giden aday aleyhinde işleyebilir.

Birinci nedeni basit.

Yiğitliğiyle tanınan kişi için, “er meydanından kaçtı” diye arkasından korkak denmesi, bir kaç yüzde puanıyla oynayacak bir seçimde aleyhine işleyebilir. Çağrıya icabet etmesi, seçmenleri nezdinde alışılagelen imajını pekiştirir, kazanmasını sağlayabilir.

Yurt sevginizden ve demokrasiye inancınızdan ötürü sizlere bu çağrıyı yapmama, bence Türkiye ve hepimiz için hayati bir neden var.

O da şu;

Adayların televizyonda birlikte tartışması, kamuoyunda egemen olan seçimin eşit fırsatlarda yapılmadığı olgusunu önemli ölçüde bertaraf edebilir.

Aksi taktirde, önde gittiği söylenen aday kazandığı taktirde, ona “Helal olsun, hepimizin önünde tartıştı, sözünün eri kazandı” denemeyeceğinden…

Türkiye’de gerginliğin tırmanmasına gebe kalınacağı, ülkenin iç ve dış politikası açısından özellikle bölgedeki uzun yıllar sönmeyecek yangın da göze alındığında, bundan herkesin kaybedeceği, ekonominin sarsılabileceği söz konusu.

Gönül ister ki, seçim sonuçları gerginliği, taraflaşmayı arttıracağına azaltsın. Kazanana, demokratik sürecin sonucu tecelli etti diye bakılsın.

Size çağrımın nedeni de bu.

Aynı endişeleri paylaştığımıza inanıyorum. Yanılıyorsam, bunu da tartışın.

Demokrasinin esenliği, ülkenin ve bölgenin istikrarı için adayları, belki sizin canlı yayında ev sahipliği yapacağınız açık oturumda ağırlamak sizin ellerinizde.

Televizyon kanallarının sizlere olumlu yanıt vereceğinden eminim.

Çevrenizde küçük bir yoklama yapın. Hangi partiden olursa olsun seçmenlerin çağrınızı desteklediğini göreceksiniz.

(Change.org/adaylaracagri)
(http://www.youtube.com/watch?v=Lg-iM874wj4&feature=youtu.be)