Ne sağcıyım, ne solcu

Demokrasi kültürü; oy vermekten, yargı, yürütme ve yasama arasındaki dengeden çok öte bir şey. Türkiye'de yeni demokrasi, Gezi türü örgütlenmelerden geçiyor.

Apolitik kelimesinin Türkçeye en çarpıcı yansıması, ‘Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu’ tekerlemesi. Deyimi tarihin deneyimli faşistleri de doğrulamış. Portekiz’de yıllarca tek adam konumunda Salazar: “Futbol olmasaydı ülkemi yönetemezdim.”

Türkiye’de iktidarın söylem ve davranışlarıyla ülkeyi ikiye bölmesi, futbolu da siyasallaştırdı. Toplumun yarısından fazlasının nezdinde güvenini yitiren, saygınlığı kalmayan, memleketi savaşın eşiğine getiren politikacılar, tepkilerden korktuklarından maçlara bile gidemez oldu. 12 Eylül rejiminin apolitikleştirdiği Türkiye, bugün yeni baskı rejimine karşı tarihinde görülmemiş siyasallaşma yaşıyor. İstanbul Platformu, mahalle forumları, sandık gözcülüğü girişimleri, ülkede yeni demokrasi anlayışının habercisi.

Bu yeni tür siyasallaşma, toplumun saldırı altında yaşam alanlarına sahip çıkması arzusundan kaynaklanıyor.

Baskı rejimlerinde siyasallaşmanın bedeli ağır. Polisi destan yazmakla övenlerin seferber ettikleri devlet şiddeti öldürmeye varabiliyor. Son yılda nice örneğini gördük.

Siyasallaşmanın bir de psikolojik bedeli, patolojik boyutu var.

Politikacıların iktidarda kalma hırslarının, onları paranoyak hezeyanlara sürüklediğinin örnekleri çok. Ne var ki siyasallaşma patolojisi, topluma, bireylere de yansıyabiliyor.

İktidarın gündemine odaklanarak, ufkumuzu saplantılarıyla sınırlayarak ruh sağlığımızı sarsıyoruz.

Aynı haberi birden fazla gazetede okuyup, kerrat cetveli tekrarında paylaşıyorsak, kendimize zarar vermeye başladık demektir. Kötü haberlerle ufkumuzu iğdiş eden bir tür mazoşizm, kitlelerde edilgenliği, bireylerde depresyon ve geçimsizliği tetikliyor.

Sorun, kısmen Türkiye'de kitlelerin örgütlenme tecrübesizliğinden, sivil toplum kuruluşlarının toplumsal hayatımızda nispeten yeni olmasından. Türkçede örgüt sözcüğü, devleti, iktidarı tehdit unsuru olarak algılanıyor. Anne babaların evlatları için korkularından biri ‘örgüt üyesi’ olmaları. Gündelik hayatımızla ilgili sorunlarda atalete varan aymazlığımız, örgütlenme korkusuyla koşullanmışlığımızdan da kaynaklanıyor.

Bardağı taşıran damlalarla ülkede gidişat tahammül edilmez olunca, bireylerin ilk toplu girişim deneyimi, onları iktidarla karşı karşıya getiren, soluksuz, kolayca dağılan ve dağıtılan, devlet şiddetinin seferber edilmesiyle hapis ve ölümle sonuçlanabilen eylemler çerçevesinde oluyor.

Sendikaların susturulduğu, okullarda, üniversitelerde öğrencilerin disiplin yönetmelikleriyle boğulduğu, meslek gruplarının, memurların özlük haklarını savunmaktan sindirildiği, bir memlekette yaşıyoruz. 12 Eylül’de Özal’la Türkiye’ye damgasını vuran, AKP iktidarıyla sürdürülen neo-liberal ekonomide ses getiren örgütlenmelerse, hepsi kendisini demokrasinin tesisinde birincil mesele olarak algılayan farklı aitliklerin azınlık hakları çerçevesinde.

Anayasa, başkanlık, seçim sistemi, yargının bağımsızlığı gibi, cumhuriyetin temel konuları, kamuoyunun taleplerine değil, iktidarın keyfine göre gündeme getirilip, keyfine göre gündemden silinirken, bizler de düzenin mizanseninde hop oturup hop kalkan figüran konumundayız.

İbret verici konumda olanlar arasında, bizatihi özgür ve kritik düşünce üzerine kurulu üniversiteler var. 12 Eylül’den beri süregelen mağduriyetlerine rağmen üniversite özerkliği ve akademik özgürlük konusunda otuz küsur yıldır sesleri çıkmıyor. Bırakın YÖK’ün kaldırılmasını talep edip alternatif önermeyi, kapıkulluklarında o denli uyum sağladılar ki YÖK’ten söz bile etmez oldular. Demokrasi kültürü; oy vermekten, siyasi parti ve örgütler çerçevesinde örgütlenmekten, yargı, yürütme ve yasama arasındaki dengeden çok öte bir şey.

Gündelik yaşantımızla ilgili konularda söz sahibi olmaktan, örgütlenmekten başlıyor. Meydanlara çıkıp kendini feda etmekse, otoriter rejimlerin tetiklediği siyasallaşma patolojisinin ifadesi. Türkiye’de yeni demokrasi, günlük yaşantımızdan yola çıkarak, Gezi türü örgütlenmelerden geçiyor.

Vicdani Ret, Mecburi Askerlik, Askeri Yargı, TCK 318, Militarizm/Anti-militarizm
Bilmek, Sormak İstediğiniz Her Şey-14 Nisan, 2014 (11.00-17.50)
Cezayir Salonu, Hayriye Cad. No: 16, Beyoğlu, Galatasaray Lisesi Arkası