'Öteki'

Bu yazı Türk ve diaspora Ermeni toplumlarının birbirlerini algılamasındaki psikolojik boyutlarla sınırlı.

Bu yazı Türk ve diaspora Ermeni toplumlarının birbirlerini algılamasındaki psikolojik boyutlarla sınırlı.
Düşüncelerim, son aylarda Boston'da dinleyici olarak katıldığım toplantılarda gözlemlerimden kaynaklanıyor. Gayri ihtiyari de olsa, katılanların milli maça çıkarcasına taraflaşmaları. Taraflaşma genellikle,
soykırım oldu mu olmadı mı ikileminde vücut bulmakla birlikte, kimin neyi savunduğundan bağımsız bir algılama sorunu var.
Diasporada yaşayan Ermeniler atalarından öte kendilerini de soykırım mağduru olarak algılıyor. Öyleki, 1915'i yaşayıp da kurtulmuş gibi, "Ermeni soykırımından sağ kalan ikinci kuşak mensubuyum" diye kendini tanıtanlar var. Nerdeyse, herkesin ailesinin bir kaybı olduğundan, mağduriyet duygusu, dini gibi, kültürü gibi, Ermeni kimliğinin çarpıcı özelliği.
Ermeniler inkârcı konumlarıyla, günümüz Türkiye'sinde yaşayanları, soykırım sorumlusu olarak algılıyor. Ermeniler için Türkler o kadar güçlü ki, kendilerini yaşadıkları topraklardan ettikleri gibi, soykırım tasarısı çıkmaması için ABD'ye isteklerini yıllarca dayatabilmişler.
Diaspora Ermenilerinin kendilerini merhametsiz bir dev karşısında mağdur gördükleri bu ilişkide Türkleri yerleştirdikleri konum, Türklerin de kendilerini mağdur görmelerine taban tabana zıt. Balkanlar'dan savaş ve bir tür soykırımla sürülen, emperyalizmin Anadolu topraklarını bile çok gördüğü Türkler, ulus-devletlerinin kurulmasıyla yok edilmekten kurtulabilmişken, Osmanlı'nın düşmanlarıyla işbirliği yapan Ermeni ulusal hareketine de kendilerini arkadan hançerleyen düşman diye bakagelmişler.
Herkes için acılarla dolu geçmiş, Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte kapatıldığından, yeni kuşaklar için Ermeniler, yıllar sonra Asala'nın öldürdüğü Türk diplomatlarıyla gündeme geldi. Kendilerine yönelik ölesiye bir nefretle tanışmak, geçmişten bihaber yeni kuşak Türkleri Ermenilere karşı cepheleştirdi.
İki sene önce, Türkiye'de konuyu ilk defa akademik ortamda gündeme getirmek isteyenler, hükümet sözcüsü tarafından vatan haini ilan edilince, bu konuda yazan ve konuşanlar Türklüğe hakaretten yargılanınca, kamuoyunun, 1915 konusunun açılmasını bile, iç ve dış düşmanların saldırısı olarak algıladığı fikri pekişti. Buna, Kuzey Amerika ve Avrupa'da Ermeni diasporasının basın ve parlamentolar üzerinde maddi ve siyasi güçlerinin etkisi de eklenince, Türkler kendilerini dünyaca köşeye sıkıştırılmış mağdur konumunda hissediyor.
Konu tarihçiler, devlet kurumları, uluslararası mahkemeler tarafından nasıl ele alınırsa alınsın, husumetin giderilmesi özünde iki ulusun insanlarının birbirleriyle ilişkilerine bağlı. Soğuk savaşın en kritik günlerinde bile, Sovyetler'le Amerika'da, halkların kardeşliğinden söz edilirken, Türk-Ermeni ilişkilerinde böyle bir anlayışın slogan düzeyinde bile olamaması, ibret verici olduğu kadar, belki herkesin kendisini mağdur, her mağdurun kendisini haklı görmesinden kaynaklanıyor. Mağdurların acılarını teşhir edercesine ısrarla sergilemesiyse, birbirlerinin ıstıraplarını propaganda olarak algılamalarına neden oluyor.
Gün, her iki toplumun nezdinde, 'öteki'nin insancıllaştırılmasını bekliyor.
Not: Bu satırları yazdığımın ertesi günü ABD'de Brown Üniversitesi'nde yapılması planlanan Ermeni ve Türk öğrenci derneklerinin ortaklaşa düzenlediği Osmanlı musikisinde Ermeni bestekârlar konserinin, bu yakınlaşmayı bile hoş karşılamayan diaspora baskısıyla iptal edilmesi ibret verici.