Otomobillere veda

Dünyada hiçbir şehir, çekirge istilasını andıran otomobil saldırısına karşı daha çok yol, üst-altgeçit, köprü yaparak trafik sorununu çözmedi.

Nobel ödüllü olmak, yazarın eserlerinin zaman testini geçeceği anlamına gelmediği, yukarıdaki başlığı koyduktan sonra aklımdan geçti. Hemingway, Silahlara Veda romanında Birinci Dünya Savaşı’nın son anlarını anlatmıştı. Eseri unutulsa da başlığı günümüzde özlem olarak duruyor.
Brighton-Londra asfaltında sabah sekizde binlerce otomobil arasında biz de dura kalka, santim santim ilerliyoruz. Aynı manzara aynı saatlerde dünyanın her şehrinde. Milyonlarca otomobil içinde milyonlarca insan.
Otomobil kullanmakla savaşlar arasında bağlantı olabilir mi?
Sen Ortadoğu’da petrol peşinde Anglo-Amerikan emperyalizminin savaşlarını, katliamlarını dilinden düşürme, sonra da her gün otomobillerinde milyonlarca varil tüket. Petrolü kıymet-i harbiyeye bindir.
Arthur Miller’la İstanbul’da altıncı katta otel odasındayız. Pencereden dışarı baktı, arabalara söylenmeye başladı: “Otomobil! Otomobil! Otomobil! Başımızın belası.” Belki aklından Amerikan rüyasının kofluğunu gösteren Satıcı’nın Ölümü adlı oyununda otomobil egzozuna bağladığı hortumla intihar eden Willy Loman geçiyordu. Bilemiyorum.
Frankenstein’ın yarattığı canavar gibi, otomobil türümüzün baş belası. İlk çıktığında yasaklanmasını istediklerinden gerici diye aşağılanan İsviçrelilere hak vermemek mümkün değil.
Her şeyden önce bir silah. Herhangi bir yılda otomobil kazalarından ölenler, savaşlardan çok. Çevre kirliliği, küresel ısınma çabası. Ya günlük yaşantımızda insanları çığırından çıkaran etkisi? New York’ta, Los Angeles’ta park yeri kavgasında birbirimizi öldürüyoruz. “Yok soldan gidecektin, yok sağdan” kavgasında, çocuklarının keşke beni doğurmasaydınız dediği hafta sonu gezintilerinde nice çift, boşanmadan önce bir de psikoterapi sanayiinin kurbanı. Yolda gergin saatler, sinir krizleri geçirenlerden, sabah işe geldikten, akşam eve vardıktan sonra ne hayır beklenir? Bunlar arz-talep tanrısına tapan iktisatçıların hesaplamaktan aciz olduğu, otomobilin toplumsal ve psikolojik maliyeti.
Siyasal maliyeti de ibret verici!
Toplumu edilgen mi kılmak istiyorsunuz?
Halkı otomobillendirin.
Hitler iktidarını her şeyden önce duble yollarla halk otomobili Volkswagen üzerine kurdu. Tüketim düşlerinin uyutulmuşluğunda orta sınıfa, yutup yalamak kaldı liderlerinin demagojisini. Henry Ford’un da masasında Hitler’in büstünü bulundurduğunu unutmayalım. Ne de günümüzün plutokrasi, oligarşi vs. ama asla demokrasi olmayan rejimlerinde kredilerle pompalanan otomobil satışlarını.
“Sen ne diyorsun? Silahlara veda olmadı. Otomobillere de olmayacak. İnsanları yasaklamakla eşdeğer” diyen bir dostumun sözleri (babası bankalarda kâğıt para sayan makinelerin mucidi), türümüzün, iki yüz yıllık ömrü bile olmayan bu aletin ne denli müptelası olduğunun ifadesi.
Önce bir tespit: Dünyada hiçbir şehir, çekirge istilasını andıran otomobil saldırısına karşı daha çok yol, üst-altgeçit, köprü yaparak trafik sorununu çözmedi. Tersine, kısa vadede daha çok kişiyi otomobil almaya özendirerek kapitalizmin benden sonra tufan anlayışında, sorunu geleceğin kördüğümlerine havale etti. Otomobillerin şehir merkezlerinden atılması, uygarlığımızda yeni çalışma ve yaşam koşullarının oluşması, yürüyen kaldırımlar, merdivenler gibi farklı ulaşım yöntem ve araçlarının geliştirilmesi kaçınılmaz.
Ve Türkiye.
Otomobil şımarıklığında, sürücü saldırganlığında, bisiklete bile binmekten aciz hantallaşmış insanlar topluluğu. İstanbul’da boğazın ulaşıma açık sularına sırtlarını çeviren iktidarların at, eşek yerine otomobillerine nazar boncuğu takıp kontağı çevirmeden ‘Bismillah’ dedikleri devirde.
Not: Türkiye’de barış sürecinin esenliği, Ergenekon’da adaletsizliğin son bulmasına da bağımlı.