Özgürlük hırsızları

Çağdaş özgürlük hırsızları, telefonda veya internette her 'Seni seviyorum' dediğimizde para kazanma hırslarının doruk noktasının orgazmındalar.

Haberleşme özgürlüğümüz kalmadı.
Devletler casus.
ABD Başkanı Obama, Almanya Şansölyesi Merkel’in cep telefon konuşmalarını dinleyebiliyor. Ne özür dilemek ihtiyacını hissediyor ne de bir daha yapmam diyor.
Tersine casusluğunu yasallaştırmak peşinde.
Atı alan Üsküdar'ı geçti. Özgürlüğümüzü çoktan gasp ettiler.
Bizi adım adım izliyorlar. Nefes alışımızı dinliyorlar. Ellerindeki teknolojiyi kullandıkça devlet paranoyası artıyor. Onların nezdinde artık her vatandaş tehdit teşkil edebilir. Her vatandaş potansiyel terörist. Birbirlerine karşı casusluk faaliyeti yürüten devletler aynı cürümü bize karşı da işliyorlar. Assange ve WikiLeaks, ardından Snowden’ın açıklamalarıyla maskeleri düştü.
Egemen düzenin paranoyası çökmekte olduğunun belirtisi.
Vatandaşsa, Nazi Almanyası'nda "Yahudileri almaya geldiler, Yahudi değildim, sesimi çıkarmadım" misali aymazlığında. Devlet, benim devletim. Dinim bütün. Gizleyecek, saklayacak bir şeyim yok kayıtsızlığında. Hain kurt masalına inanmış, inandırılmış. Oysa, finans kapitalin hizmetinde, bankaların egemenliğinde devlet terörizmi çağında yaşıyoruz. Kuzey Kore, Suriye gibi diktatörlükler, Suudi Arabistan, İran gibi şeriat devletleri, Birleşmiş Milletler nezdinde kendi imzaladıkları sözleşmeleri de çiğneyerek, savaşlarıyla, ülke işgalleriyle insanlığa karşı suç işleyen ABD, İngiltere gibi ülkeler de cabası. Vicdan kamuflajında gizlenen, diktatörlüklere silah satışları rekor düzeyde İsveç gibi ülkelerin rolü aklımıza gelmiyor. Sudan açlıktan kırılırken bu ülkeden kiraladığı topraklara yerleştireceği sermayedarlarla ihracata dönük tarım yapacak Türkiye, Çin gibi ülkeler vampir konumunda. Devlet vahşeti ülkeden ülkeye değişen Richter ölçekli depremler gibi.
Bunlara rağmen devletlerin, haberleşme özgürlüğümüzü engelleyerek ihaleye çıkarmış olmasını doğal karşılıyoruz.
Geçen gün Sicilya’da cep telefonları ve internet hizmetleri satan bir dükkândaydım. Uzun süre kuyrukta bekledim. Sırada, NATO’nun Kaddafi rejimini devirmesinden sonra çetelerin kan banyosuna dönüştürdüğü, ekonominin çöktüğü Libya’dan, yolda boğulmadan kaçabilenler. Ülkelerinde aileleriyle haberleşecekler. Cep telefonu şu kadar, bir aylık abonman bu kadar... Bir aylık maaşları, o da iş bulabilirlerse belki bir cep telefonu satın almaya yetecek. Konuşma ücreti cabası.
Haberleşme tekelleri en doğal hakkımız üzerinden küresel soygunda.
Malum, internetin ilk oluşumu ABD devlet bütçesinden karşılandı. Çalışır hale getirildikten sonra özel teşebbüse devredildi. Kapitalizmin rekabet yalanı burada da geçerli. İlaç sanayii, ulaşım teknolojisi, uzay araştırmaları… Riskli yatırım vatandaş vergileri üzerinden devletten, ardından, armut piş ağzıma düş misali, özel şirketlere devri.
Haberleşme teknolojisi kolaylaşır, maliyeti sıfır noktasına yaklaşırken, hizmeti satanlar fiyatları ucuzlatacağına arttırıyor. Evrensel hak olan haberleşebilmemizin bedava olması gerekir. Oysa bu özgürlüğümüzü her gün satın almak durumundayız.
Zaman mefhumunu ‘vakit nakittir’ anlayışına indirgeyenler, saniyelik alışverişlerle borsalarda, döviz piyasalarında vurgun peşinde bankalar, yatırımcılar, bilgisayarlarımıza, cep telefonlarımıza istenmedik reklamlarıyla saldıranlar… Haberleşmelerinin bedelini onlar kat kat ödesin. Sırtımızdan geçiniyorlar. Çağdaş özgürlük hırsızları telefonda, internette her "Seni seviyorum" dediğimizde para kazanma hırslarının doruk noktasının orgazmındalar.
Nereye kadar?
Sermayenin kulluğunda devletler sessizliğimiz sayesinde ayakta. Bizlerse tükettiklerimizin kulluğunda.