Satılık demokrasi

ABD seçimlerinde kim kazanırsa kazansın, kazanan demokrasi değil plutokrasi olacak.
Satılık demokrasi

Dünya basını ABD seçimlerine kilitlenmeye başlamak üzere.

Her dört yılda bir aynı ilgi.

Aynı sorular.

Ülkemiz için hangi aday iyi?

Uzmanlar kalem başına!

Hangisi Türk dostu?

Herkesten milliyetine göre aynı soru.

İstediğiniz kadar bağımsız ülke olduğunuzu iddia edin. Soruyu sormak bile emperyal güce teslimiyetin ifadesi.
Dünyamıza hangisi daha iyi gelir diye sorabilseler.

Küresel ısınma? Nükleer silahsızlanma? İnsan hakları? Savaş ya da barış?

Kimse ABD Kongresi’nin savunma bakanlığının bütçesini onaylarken bu yıl çıkardığı bir yasayla ordusuna dünyada istediği yerde, istediği kişiyi, istediği müddetçe tutuklayıp hapiste tutma yetkisini sorgulamıyor. Belki farkında bile değiller.

ABD’nin gönüllü halkla ilişkiler uzmanları rolünde, demokrasiyi at yarışlarında bahsi müşterek yaparcasına seçimlere indirgeyenler ahkâm kesiyor.

Kim kazanacak?

Abraham Lincoln, “Halk için, halk tarafından, halk adına” sözlerini Kuzey-Güney iç savaşında çarpışanların boş yere ölmediklerini ifade etmek için kullanmıştı.

Yanılmış.

Günün temel sorunu, ABD’deki rejimin adının “Zenginler için, zenginler tarafından, zenginler adına” yürütülen plutokrasi olduğu yönünde.

Bu benim gözlemim olmaktan öte Clinton’ın Çalışma Bakanı Robert Reich’ın da gündeminde. Endişesi, ABD’deki kapitalist demokrasinin plutokratik demokrasiye dönüştüğü. Şu alıntı yeter:

“Amerikalılar demokrasimizin hiç olmadığı kadar gizlice satılmakta olduğunun farkında değil.”

Gelir dağılımının Pakistan’dan pek de farklı olmadığı ABD’de parayı basan düdüğü çalıyor. Bunun açık kanıtı, başkan adayları olarak kimleri bildiğimizden, daha doğrusu kimleri bilmediğimizden belli. Seçimlere bir hafta kala, ABD’lilerin büyük çoğunluğu başkan adaylarının kim olduğunu bilmiyor.

İki kişinin yarıştığını sanıyorlar.

Oysa örneğin New York’lu seçmen 6 Kasım’da oy pusulasıyla karşılaştığında Obama ve Romney’ye ilaveten başkan adayları olarak Yeşillerden Jill Stein, Sosyalist Parti’den Peta Lindsay, Libertaryan Partisi’nden Gary Johnson ve Anayasa Partisi’nden Virgil Goode’ın adlarını da görecek.

Şaşıracağını, aldatıldığını hissedeceğini sanmıyorum. Diğer isimlere sivrisinek vızıltısı muamelesi yapacak, özgür ülkemde isteyen başkan olabilir diye düşünecek, ismi gizli tutulan para babalarının finanse ettiği atlardan kendisine umut verene damgasını basacaktır.

Ve, ana medya vermediği için, Yeşiller Partisi başkan adayı Jill Stein’ın, iki aday arası münazaraya alınmamasını protesto ederken yolda trafiğin akışını engelliyor gerekçesiyle gözaltına alınıp polis tarafından sekiz saat boyunca sandalyeye kelepçeli tutulduğunu da bilmeyecektir.

Şunu da bilmeyecektir: Ne kadar medeni insanlar, ne güzel özgürce tartışıyorlar diye seyrettiği münazaraların iki partinin ortaklaşa kurduğu şirket tarafından düzenlendiğini, adayların önceden nelerin sorulup sorulmayacağını, hangi konulara değinilip değinilmeyeceğini kararlaştırdıklarını.

(Ayrıntılı bilgi için http://www.youtube.com/watch?v=tXZNFTVzD_w)

Son haftaya girerken iki aday reklamlarla savaşıyor.

Diğer başkan adaylarının televizyonda beş dakikaklık spot alabilecek parası bile yok.

Kim kazanırsa kazansın, kazanan demokrasi değil plutokrasi olacak.

Bu ülkede evrensel ilkelerin korunması totaliter rejimlere doğru kayan dünyanın esenliği için elzem. Türkiye’de de yakında başkanlık seçimleri olursa rejimin adının ne olacağını siz tahmin edin.