Savaş, diş macunu, cumhurbaşkanı...

Savaş, diş macunu ya da cumhurbaşkanı, hepsi bize aynı yöntemlerle benimsettiriliyor. Küresel Gezi'yle birlikte takke düştü kel göründü.

Yaptıklarıyla, söyledikleriyle dünyada bizleri en çok etkileyen kişiler kim? 

Saçma bir soru belki çünkü cevabı kültürden kültüre ve zamana göre değişebiliyor. 

Farklı dinlerin peygamberleri binlerce yıl sonra da geniş kitleler nezdinde muteber. Güneş'in Dünya'nın değil, Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğünü kanıtlayan Kopernikus (ABD, Almanya gibi ülkelerde bile nüfusun yüzde 25’e varan kısmı inanmasa da), evrim teorisi ile insanın diğer türlerle bağını kuran Darwin, yerküremizin yaşının dört bin dört yıl olduğunu söyleyen kutsal kitapların tersine yaklaşık beş milyar yıllık geçmişimiz olduğunu belirleyen Charles Lyell, 'görecelik kuramı'yla Einstein, türümüze haddini bildiren tarihi kişiler. 20. yüzyıla damgasını vuranlardan Freud insanın kendini tanıma çabasında çaresizliğinin son nafile örneği. Marx’ı çarpıtarak yolundan gitme iddiasında Lenin, Stalin ve Mao, Alman faşizmi ve Hitler, Asyalıları katleden Japon emperyalizminin simgesi Hirohito megalomanilerine inanan yüzlerce milyonun hayatına mal oldular. (Amerikan emperyalizminin özelliği, sürekli lider değiştirdiğinden ‘canavar kişi’ imgesinin geçiciliği). 

Tarihimizi, düşüncemizi, sanatımızı etkileyen nice insan var. 

Türümüzün tarihinde peygamberler dönemi kapanmış gözüküyor. Eski dinler, tanrılar, uygarlıklar mezarlıklarımızda unutuldu gitti. Ardından gelenler yüzyılların değişiminde, bilimin evrenselliğinde, kendilerini yeniden tanımlamanın aidiyet çırpınışında. Karizmatik liderler, diktatörler sultası, otoriteyle edilgenleşmiş ülkelerde son çırpınışlarında. Başta sanat birçok alanda, Andy Warhol’u doğrularcasına, şöhretlerin ömrü 15 dakikalık. 

Tür olarak vardığımız noktada istisnalar dışında, ne liderlere tapacak kadar aymazız ne de kaderin kulları olduğumuza inanacak kadar zavallı. Egemen düzen, eskiden olduğu gibi ne öbür dünyayı vaat eden dini referanslara, tanrının gölgesi mizanseninde asırlarca iktidarlarını sürdürenlere endeksli ne de devlet şiddetine. Tersine, şiddeti yedekte tutmayı tercih eden küresel sermayenin biçimlendirdiği düzenin çağdaş devlet anlayışı, kitleleri, yani bizi, özgür olduğumuza inandırarak, aldatarak, edilgenleştirmesi. 

Şiddet; insan türünün diğer canlıları da yola getirmek, itaat ettirmek için kullandığı, zaman içinde geri tepen, huzursuzluk yaratan, evlatlarını yiyen devrimlere, karşı devrimlere, isyanlara yol açan bir yöntem. Çağdaş düzenin tercihi, sistemi sarsmadan, kitleleri egemenlerin çıkarlarına hizmet edecek oyunu sorgulamalarını akıllarına getirmeyen oyuncular yapmak. 

Başarılı da oldular. Düzenin bize biçtiği rollerin gönüllü oyuncularıyız. 

İşte son yüzyılda türümüzün özgürlük içgüdüsüne tuzaklar kuran, düşünce ve davranışlarımızı belirleyen, aldatıcılığını ‘halkla ilişkiler’ tanımlamasıyla kamufle eden kitleleri yönlendirme silahının mucidi. 

22 Kasım 1995’te 106 yaşında ölen Edward Bernays, belki de günlük yaşantımızı en çok etkileyen insan. Sigmund Freud’un yeğeni olan Bernays’in müşterileri arasında Eisenhower, Thomas Edison, Henry Ford, Enrico Caruso, Jan Masaryk, Nijinsky, Samuel Goldwyn, Eleanor Roosevelt ve ABD Dışişleri ve Ticaret bakanlıkları bulunuyor. 'Tüketici ruhlarımızın mühendisi' olarak tanınan Bernays, bir çırpıda temel davranışlarımızı değiştirebilmekle ünlü. İster savaş, siyaset ve seçim ister tüketim ahlakı ve maddeleri, yaşamın her alanında düzenin bize satmak istediklerini, bize istettirmenin ustası. Bugün başkan danışmanlarından tutun, tuvalet kâğıdı tasarımcılarına, reklamcılara, anket uzmanlarına kadar herkes bu beyin yıkama çarkının bizleri sindiren, düzenin tüketiciliğine koşullandıran elemanları. 

Düzenin mamulleriyle birlikte değerlerinin de tüketicisiyiz. Tükettikçe, biziz bizi ezen çarkı döndüren. Biziz, düzenin bilinçaltımıza yerleştirdiği dilin papağanlığında, özgür olduğumuza kendimizi kandıran. Savaş, diş macunu ya da cumhurbaşkanı, hepsi bize aynı yöntemlerle benimsettiriliyor.
Küresel Gezi’yle birlikte takke düştü kel göründü.