Seçim öncesi Gezi Türkiye

Gün, Gezi'nin açtığı yoldan partiler üstü ittifaklarla şehirlerimize sahip çıkmanın günü. Yoksa ülke batırılırken biz de boğulacağız.

Uluslararası Af Örgütü kurulduğunda tutmaz denmişti.

Birileri başbakana, içişleri bakanına mektup yazıp "işkence yapmayın" diyecek, onlar da vazgeçecek! Devletler, eskisi kadar olmasa da vatandaşlarına şiddet kullanmayı sürdürüyor. Farklı olan, devlet terörüne kalkışacak olanlar dünya kamuoyunu karşılarına alacaklarını biliyor. Af Örgütü kampanyalarının yarattığı küresel kolektif bilincin, insan hakları ihlallerini önleyici etkisi var. Liderlerin megolamanı bile, dünya kendisini kasap bilsin istemiyor. Sermaye eli kanlı iktidarlardan zarar görüyor. Bu nedenle, daha çok 'yumuşak yöntemler'e seçimden seçime ihtiyaç duydukları vatandaşlarına yönelik toplum mühendisliğine başvuruluyor.

Amaç kamuoyunu kazanmak.

Geleneksel silahlar; din ve bayrak.

Lakin, geçmiş yüzyıllarla karşılaştırıldığında, siyaset alanında tarihsel miadını doldurmakta olan bu ilkel ve provokatif yaklaşımlar seçmen tavlamada ancak toplumun belirli kesimine hitap edebiliyor. Ülkeyi de böldüğünden, son kertede devletin şiddet kullanma alışkanlığını seferber ediyor.

Devletlerin geleneksel şiddet yöntemleri şiddeti doğuryor. İşte Suriye, Mısır ve en son Ukrayna. “Sıratı yol eyledik, bir gider bin geliriz” duygusunda Türkiye’de gençler de nice darbe hazırlayıcısı provokasyonlara alet ve kurban oldu.

Toplumların olgunlaşması kolay olmuyor.

Koalisyon dönemleri dışında, Türkiye’de mutlak gücün doruğunda iktidarlar ve başlarında liderleri her şeye muktediriz megalomanisine kapılırken peşlerine takılan parti kapıkulları, şampiyon takımı tutmanın sarhoşluğunda, feodal sadakat aymazlığında, pastadan pay alma hevesinde, evrensel ilkelerden, ahlaktan koptu.

Muhalefet? “Siz kötüsünüz” demekten öteye gidemedi.

Türkiye’nin çağdaş kuşakları başka bir geleceğin habercisi.

Geçmişin kalıplarından kurtulamayanların apolitik diye adlandırdıkları, örgütsüz diye eleştirdikleri gençler, bildiğimiz anlamda siyaset yapmayarak, ideolojik sloganlarla boğulmayarak, lider fetişizmine kapılmayarak, Gezi’de 21. yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vuran çığır açtı. Önü açık bir hareket başlattı.

Şehirlerini korumak için yola çıktılar. Rant sağlama peşinde hükümet, çevre hareketine karşı dünyada emsali görülmemiş devlet şiddetini seferber edip 10 bine yakın genci yaraladı, 11’ini kör edip, 6'sını katletti. Gezi’nin çığır açıcı özelliği de tam bu noktada başladı. Meydanı tekrar tekrar doldurma eylemleriyle inatlaşarak çatışmaya girmek, yeni kurbanlar vermek yerine, bir yandan iktidara ders verircesine barışı seçerken, başta İstanbul, Türkiye’nin nice şehrinde sürdürdükleri semt toplantılarıyla yaşam alanlarının somut sorunlarını inceleme, dile getirme sürecini başlattılar. Demokrasinin seçimden seçime değil, günden güne varolabileceğinin yolunu gösterdiler. Uluslararası Af Örgütü’ne benzer bir kuruluşun, dünya şehirlerini korumak adına yeni bir kurumsallaşmanın gereğine ışık tuttular.

İçinde yaşadığımız olağanüstü koşullarla birlikte yerel seçimlerin arefesindeyiz.

Gün, politikacıların peşinden gidip kime oy vereceğim edilgenliğinde tartışmakla yetinmek yerine onların, 'İstanbul Sözleşmesi'ni tartışmaya, benimsemelerine davet etmek. Bugünden başlayarak ülke çapında, Konya’da, Trabzon’da, Diyarbakır’da, Sivas’ta, benzer şehir sözleşmeleriyle toplum nezdinde meşruiyetlerini sorgulattıran politikacıları, sloganlarıyla, suçlamalarıyla değil, sözleşmelere sahip çıkmaya davet etmek.

Seçmenler, denizlerinin yakınında, topraklarının bitişiğinde nükleer enerji santralları, Karadeniz ve Marmara’nın ekolojik dengelerini felakete sürükleyebilecek çılgın projeler, doğa katledildikten sonra belki inşaatı yarıda kalacak havaalanları istiyorlar mı? Bize yıllardır aracı taraf ve farklı emellerle demokrasi adına sinsice servis edilen tapelerden çok, sırf bu maddeler seçim gündemini hükümet referandumuna çevirebilir.

Gün, herkesin oy hakkını mahfuz tutarak, Gezi’nin açtığı yoldan partiler üstü ittifaklarla şehirlerimize sahip çıkmanın günü. Yoksa devleti paylaşamayanların kirli siyasetinde ülke batırılırken biz de boğulacağız.

'İ S T A N B U L S Ö Z L E Ş M E S İ' N İ İ M Z A L I Y O R U M
http://www.istanbulhepimizin.org/basin-odasi
http://www.change.org/istanbulhepimizin