Solun asker patolojisi

12 Mart'a giden 9 Mart tuzağını hatırlatan Ergenekon ve Balyoz vb. kaypak kanıtlı tertiplerde sol, ordunun adaletsizliğin kurbanı olmasına alkış tuttu.

Türkiye solunun oldum olası askerle patolojik bir ilişkisi oldu.

Demokrat Parti iktidarı seçime gideceğini ilan etmişti. Buna rağmen, basında ve üniversitelerde köşe başlarını tutanlar, hâlâ kitapları okutulan anayasa hukukçuları, ‘zinde güçler’ şakşakçılığında ordunun kışladan çıkmasına 27 Mayıs öncesi davetiye çıkarmışlardı. ‘Soğuk Savaş’ın doruk yıllarında, Menderes’in ABD’den gizli tuttuğu Moskova’ya ziyaret niyetini açıklamasıyla başka güçler de devreye girdi. Türkiye’nin ABD’de eğitilmiş genç kurmayları Meclis’i lağvetti. Hükümeti ele geçirdi. Sol, darbeye alkış tutu.

12 Mart’a doğru giden günlerde ‘aydınlar’ ve genç müritleri, darbeye davetiye çıkarmaktan öte, fiilen cunta oluşumuna katıldı. Ankara’da yaşadığım günlerde, gerçekleşseydi Türkiye’yi kana boğacak 9 Mart darbesi öncesi başbakanından radyo müdürüne kadar mevki hesabındakilerin isimleri ayyuka çıkmıştı. ’68 Kuşağı dünyanın başka ülkelerinde barış ve demokrasi çağrıları yaparken Bejing’den bile desteklenen kimi sol örgütlerin provokatif yayın ve eylemleri etkisinde gençler de silahlı mücadeleyle rejimi kuşatıp ele geçirme peşindeydiler. NATO ülkelerine özgü derin devletin solu bitirme tuzağına düşürüldüler. Başta, “Ordu gençlik el ele” çağrısında bulunanlar, 12 Mart cuntası zulmünün mağduru oldu.

Solun asker tarafından ‘kökünün kazınması’ 12 Eylül’le geldi.

Washington, neo-liberal ekonomi güçlerinin seferberliğinin yolunu açtı. Günümüzde kapitalizmin küresel kriziyle doruğa varacak sürecin başlamasıyla Şili’de askeri darbeyle devrilen sosyalist Allende hükümetinin ardından başka birçok ülke gibi, Türkiye de 12 Eylül’de Evren-Özal-Doğramacı üçlüsünün birlikteliğiyle nasibini aldı. Başbakan Ecevit’in ortanın solu modeli bile hem Türkiye sermayesi hem de TKP, TİP, TSİP gibi Moskova’yı kâbe gören Türkiye soluna çok gelmiş, sol örgütler bayrak ve cami kışkırtmalarıyla galeyana getirilenlerle kapıştırılarak 12 Eylül’e zemin oluşturulmuştu. O günlerde Türk-İslam sentezinin temsilcileri, “Düşüncelerimiz iktidarda biz hapisteyiz” diye yakınırken, Türkiye solu da Güney Amerika cuntalarından bildiğimiz, tek elden yürütülen standartlaştırılmış şiddetin kurbanı oldu. Ağır işkencelerden geçenler, yurtdışına kaçmaya mecbur kalanların serüveni, hem kendileri hem de ülke için pahalıya mal olmuştu.

Sol-ordu birlikteliğine son nokta böylece konmuş oldu.

AKP-Gülen cemaatinin ordunun siyasetten kökünü kazma diye sunulan aşamaya geldiğimiz günlerde, eski sol ve etkisi altında yeni kuşak aydınlar bu sürece koşulsuz destek verdi. 12 Mart’a giden 9 Mart tuzağını hatırlatan Ergenekon ve Balyoz vb. kaypak kanıtlı tertiplerde, yaşın yanında kuru da yanar ilkesizliğinde sol, bu sefer de ordunun adaletsizliğin kurbanı olmasına alkış tutu. Demokrasinin olmazsa olmazı, yargı, yürütme ve yasama arası kuvvetler ayrılığı ve özellikle yasamanın bağımsızlığını kaale almaz tutum içine girdi. Böylece sol ve aydınların orduyla aşkla başlayan ilişkisi yarım asır sonra nefrete dönüştü. Artık cumhuriyetin kuruluşuna “Darbe mi” diye soranlar peydah olmaya başlamıştı.

Türkiye, Osmanlı’ya egemen cemaatler topluluğundan cemiyet yapısına geçme konusunda sürekli sınıfta kalıyor. Duygular, ideolojiler ve ilkelerin yamalı bohça karmaşasında gerçekleştirilen taraflaşmalar, hukukun değil korkunun esas olduğu, yarın ne olacağı kuşkusunda güvensiz bir toplum yarattı. Evrensel ilkeler, ancak tarafların işine geldiğinde gündemde. Türkiye solu, toplumla bütünleşemeyen aciz ve cılız konumuna rağmen, bu ibret verici bütünün parçası. Ve hâlâ, son kullanma tarihini çoktan doldurmuş sol kimlikleriyle saygınlık peşinde olanlar var.

Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne komşu kuvvet komutanlarının köşklerinin mevcudiyeti Türkiye’de güç dengelerinin somut ifadesi. Son yıllarda, bilinen, bilinmeyen güçlerin tertipleriyle ordunun darmadağan edildiğine tanık olduk. Cumhuriyet tarihi boyunca, istisnalar dışında, hükümetler orduya taraf olma konumundaydı. Tersi, orduyu hükümete taraf kılmak, onun kadar tehlikeli.

Demokrasi, yandaş değil tarafsız kurumlarla mümkün.