Tek adam patolojisi

Partiler, liderler itibarlarını yitirdi. Meşruiyetleri sallantıda. Son yüzyılların oyunu bitti.
Tek adam patolojisi

Seçildin.
İktidarsın.
Güçlüsün.
Kim olursan ol. Rejimin adı ne olursa olsun. Siyaset psikolojisinin tarihi, iktidara gelenlerin elde ettikleri güçle birlikte, kişiliklerinin değiştiğinin, uç noktalarının sivrildiğinin örnekleriyle dolu.

Güç, psikolojik olarak alışkanlık kesp eder. Bağımlılık yaratır. Megalomaniyi besler. Göz karartır. Yalnızlığı pekiştirir. Başkalarına güveni yok eder. Paranoyak eğilimleri güçlendirir. Kazandıklarıyla birlikte her şeyini son kuruşuna kadar kaybeden kumarbaz gibi, kendisiyle birlikte yakınlarının, ülkesinin badirelere sürüklenmesine neden olur.
Demokrasinin beşiği diye bilinen, yazılı anayasaya bile gerek görülmeyen İngiltere’den iki örnekle yetineceğim.

Birincisi, Churchill.
Onun hırsının, haddini bilmezliğinin, Çanakkale yenilgisinden (Churchill’s Folly) beri bilincinde olan İngiliz seçmeni, Churchill’i, “Bizi Hitler’den kurtardı” diye bağrına basmasına rağmen II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan ilk seçimlerde başından attı. Temelli olarak siyasetten uzaklaştırdı.

İkincisi, Thatcher.
Şili’de, tarihin ilk seçilmiş sosyalist Allende hükumetinin, CIA öncülüğünde neo-liberal ekonomi politikalarını uygalayacak askeri darbeyle devrilmesinden sonra, aynı görüşü benimseyen ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher (ve daha sonra Türkiye’de 12 Eylül’ün iktisatçısı Özal) iktidarları geldi. ABD yasaları gereği Reagan iki dönemden sonra koltuğunu bırakırken, üst üste üç seçim kazanan Thatcher, iktidarının 10. yılında, hem de başbakanken, partisi tarafından bir köşeye atıldı. Kendi başına buyruk, çevresindekileri dinlemez olmuş, partisini, ancak kendisiyle seçim kazanabileceği megalomanisinde, hiçe saymaya başlamıştı.

İngiltere gibi birçok ülke, rejimin esenliği için tek adam sultasına geçit vermiyor. Buna Stalin’den sonra Sovyetler Birliği ve gene tek parti üzerine kurulu olmasına rağmen Mao’dan sonra düzenli lider değişikliği yapan günümüz Çin’i dahil.
Türkiye’nin siyasi tarihindeyse tek adam sanrısından mustarip siyasetçiler normu teşkil etmekte. Parti içi demokrasi olmaması, gücün parti liderinin şahsında toplanması, borçlu konumunda dalkavuklaşılması, bunun ifadesi.

Yukarıda yazdıklarım, beş aşağı, beş yukarı, siyasetbilim ve psikolojisinde sıradan bilgiler. Üstünde durulmayan, muhalefet partilerinin, sivil toplum örgütlerinin, medya ve aydınların da yıllardır şartlandıkları tek adam fetişizminden mustarip olması. Eleştirinin sisteme değil, popülist liderlere odaklanması. Atışmaların lider kişiliğiyle ona atfedilen sıfatlar üzerine yoğunlaşması. ‘Tek Adam’ın yerini alabilecek ehven-i şer kişiler üzerine ibret verici hesaplar yapılması.

Oysa tek adamların, kendi rejimleri için maliyetli olduklarında lider katında yapılan imaj değişikliği, en çok mevcut düzenin, statükonun, çıkar ilişkilerinin işine yarar. İşte İngiltere’de Muhafazakâr Thatcher yerine iktidara gelen İşçi Partili Blair’in aynı ekonomi politikaları sürdürmesine ilaveten, ABD’nin kuyruğunda ülkesini, halkın çoğunluğunun muhalefetine rağmen, savaşa, Irak işgaline sürüklemesi.
Dünya kabuk değiştiriyor. Şili’de darbeden beri uygulamaya konulan Friedmancı neo-liberal sistem, beraberinde getirdiği ekonominin finanslaşmasıyla zengini zenginleştirip yoksulu yoksullaştırırken, şehirleri rant alanlarına dönüştürdü. Demokrasi dediğimiz rejimler, benden sonra tufan kapitalizmini denetlemiyor, denetleyemiyor. Dinler adına konuşanlar da sessizce kabulleniyor.
Sosyal devleti çökerten bankaların esenliği, topluma karşı giderek şiddet kullanan, terörizmle mücadele adına insan haklarını kısıtlayan, küresel ısınmaya sessiz kalan devletin desteğiyle sürdürülüyor.

Kendi sığ muhalefetine alışık olan düzen, henüz çekirdek halde olmasına rağmen kıtadan kıtaya yayılan küresel Gezi hareketini (Türkiye ve Brezilya’dan sonra son örneği Bulgaristan’da) anlamaktan aciz. Hareketi alkışlayanlar bile çözümü lider ya da iktidar değişikliğinde, koalisyon hesaplarında arıyor. Güçlü liderlerin, hatta siyasi partilerin meşruiyetlerini yitirmeye yüz tuttuğu bu tarihsel süreçte, alternatif lider çıkmazına teşne olanlar, dünya gençliğinin arayışıyla oluşmakta olan yeni siyaset dili ve biçimlerine ters düşüyorlar.
Partiler, liderler itibarlarını yitirdi. Meşruiyetleri sallantıda. Son yüzyılların oyunu bitti. Uzatmaları oynuyorlar.