Titanik'te Olimpiyatlar

Bize, oyunların barışın simgesi olduğunu ezberlettiler. Egemen düzen tarihimiz boyunca sporu erkeklerin savaşa hazırlıklı olması için destekledi.

Modern çağın egemen düzeni miadını doldurmakta.
Sistematik yaklaşımların yerine skandallar. Küresel ekonomiden sıradan köprü tamirine, her yerde kriz yönetimi. Eğitim kurumları insan beyninin engin esnekliğine engel. Nobel ödüllü matematikçi Nash “Okullar kapatılmalı” diyor. Yeni kuşakların potansiyeli çağdaş temerküz kamplarında hapis.
Dünya kabuk değiştiriyor. ‘Sanayii Devrimi’nin, insan ve doğaya karşı “Benden sonra tufan” anlayışı iflas etti. 20. yüzyıl şairi Nâzım Hikmet’in, “Trik trak tiki tak tak, makinalaşmak istiyorum” rüyası kâbus oldu. Kendi koydukları kuralları çiğneyerek, yalan söyleyerek, çıkarlarını kollayan egemenler, meşruiyetlerini yitirdi. Temsili demokrasi artık geçersiz. İşte Irak. Vatandaşlarının da karşı çıktıkları savaşlarını ancak paralı askerler, profesyonel ordularla sürdürebiliyorlar. Geleneksel estetik ve alışkanlıklarımızı sarsan çağdaş sanat, işte bu dünyanın aynası.
Olimpiyatlar, son kalelerinden. Gezegenimizin tek toplu ayini. Pompey’in son günleri. Bizlerse, güleryüzlü düzenin her şeyi normal gösterme kamuflajında Titanik yolcuları. Ekran başında düzen dopinginde, egemenlerin edilgenleştirdiği tavuskuşları. Göremediğimiz, Londra şehir merkezinde, binaların tepesinde, uçaksavarlar, füzeler, askerler. Tribünlerde dünya düzeninin liderleri. Madem tehlikeli, orada toplu halde ne işleri var? Onlar da kendi oyunlarının figüranları.
Olimpiyat sporlarının perde arkasında olimpiyat sanayii. Devletlerin, oyunlar ülkelerinde yapılsın diye, mafia taktikleriyle olimpiyat komitesi üyelerine seks şantajları, rüşvetleri. Dünyanın en büyük reklam piyasası. Sporcu kıyafetinde marka tellalları.. Gençliklerini madalya hırsına vakfetmiş gönüllü spor köleleri..
Antik çağda Greklerin ilk oyunlar gibi, 19. yüzyılda yeniden yapıldıklarında da olimpiyatlar uygarlığa karşıydı. Bize, oyunların barışın simgesi olduğunu ezberlettiler. Egemen düzen tarihimiz boyunca sporu erkeklerin savaşa hazırlıklı olması için destekledi. Modern olimpiyatların kurucusu Baron Coubertin, ülkesinin 1870 Prusya Savaşı’nı kaybetmesinin nedenini Fransızların spor yapmamasına bağlar.
Oyunlar, İngiltere’de sağlıklı işçi sınıfı yaratmak, halkı alkolizm, hırsızlık ve serserilikten ‘kurtarmak’ amacıyla 1859’da yapılan ‘Wenlock Olimpiyatları’yla düzene yerleşti. Sosyal-Darwinci ırkçı ideolojinin güçlü insan imajını yaymak için dünyaya pazarlandı. Olimpik meşalenin oradan buraya ilk dolaştırılması, 1936 Berlin Olimpiyatları’nda, Nazi ideolojisinin yayılması için. ‘Soğuk Savaş’ yıllarında da ABD- Sovyetler Birliği kapışmasının aracı.
İnsanların hayvanları yarıştırmaya, dövüştürmeye kalkışması ise aşktan işe kadar hayatın birçok alanına yayılan kazanma patolojimizin başka bir ifadesi.
Barış maskesinde gizlenen oyunlar, insanın kazanma ihtirasını kamçılamak, başkalarını yenme, onlara üstün olma kompleksini yüceltmek üzerine kurulu.
Oysa, tarihimiz boyunca uygarlığımızı geliştiren savaş ve rekabet değil, insanın kendisini, doğayı araştırması. Soru sorması. Sürekli yineleyen, tükenmeyen merakı. Mozart, Fuzuli, Shakespeare, Hubble, Einstein. Hepsi kendi düşlerini kovaladı. İnsanın buluşlar yapması, sonsuzluğu araştırması, başkasıyla rekabetten değil merakını yenemediğinden. Bugün de yeni mesleklerle teknolojiler, sanatta, sanal gerçeklikte ifade biçimleri, herkesin farklı katkısı olabileceği zenginliklerimizi çıkarmaya yönelik.
Rekabet sporlarının türümüz için kaçınılmaz olduğunu iddia edenler, dünyanın en eski uygarlıklarından, en büyük nüfuslarından Hindistan’ın iddiasızlığına, olimpiyatlarda boy göstermemelerine baksınlar yeter.
Ya da tarihimize. Mısır, Çin, Osmanlı, İnka, Aztek. Esas olan rekabet değil, işbölümü, işbirliği. Çağdaş olimpiyatlar, dinleri, devletleri birleştiren kapitalist ideolojinin hizmetinde. Şeriatla yönetilen, kadınların otomobil kullanmasının yasak olduğu Suudi Arabistan bile oyunlara dişi sporcularıyla katılıyor. Ramazan ayında atletlerini oruçtan muaf tutuyor.
Türümüzün sağlığı, uygarlığımızın esenliği, olimpiyatların simgelediği taraflaşma rekabetinden özgürleşmek. Olimpiyatların ulus devlet şovenizmi göçmenlerin pasaport aitlikleriyle çoktan darbe yedi. Yeni kuşakların din ve devletler üstü küresel bilinci, yaşam biçimi, özlemleri bu yeni özgürlüğün ifadesi.