Türk usulü sansür

Devlet televizyonu TRT'nin en temel laiklik ilkelerini çiğnemesine duyarsızlık kaygı verici.

Yer Moskova.
Stalin, Bolşoy balesinde. Ayakta alkış. “Dur” diyene kadar kesilmez. Kesilmez çünkü herkes, “Alkışı kesersem yanımdaki ihbar eder” korkusunda. ‘Tek Adam’ların gerçekten kopuş süreci böyle başlar. İnanır vazgeçilmezliğine. “Astığım astık, kestiğim kestik” gücünü emrindeki polisten çok halkının içselleştirdiği dalkavukluktan, korkudan alır.
Totaliter sistemlerden örnekler, aitlik bağımlılıklarımızın uç noktası. Demokratik görüntülü rejimlerde sindirilmemiz de devlete uyum sağlama, iktidara yaranma temayüllerimizin teşviki üzerine kuruludur. 

‘Hazır ol’da bekleyenler 
Kendimizi aşağılayıcı eğilimlerimizi, muhalefet liderleri, ‘devrimci’ hareketlerin önderleri önünde de sergileriz. Türkiye’ye yurtdışından yayın yapan televizyon programı. Ekranda örgüt lideri. Yanında tanınmış ‘aydın’. Lider konuştukça konuştu. Aydın, varlığını belli etmek istercesine öksürdü. Lider sustu. Aydın: “Söyleyecek sözüm yok Sayın Başkanım, soluklanmanızı istedim.”
Krallık, diktatörlük, demokrasi, rejimin adı ne olursa olsun, liderleri gittikleri yerlerde ‘hazır ol’da bekleyen asker, bando, mızıka, marş ve türümüzün son köleleri çocukların ellerine tutuşturulmuş çiceklerle karşılanır. En demokrat geçineni bile, “Yeter bu tantana” demez; gücün, gösterişin araçlarına sarılır, sığınır.
Mezopotamya krallarının halk nezdinde özdeşleştirildikleri aslan simgelerinden bu yana pek bir şey değişmedi. Egemen güçlerin bayrak, amblem, heykel, fotoğraf vs. gibi çeşitli simgelerine ulvi çağrışımlarla şartlandırılmamız, sistemin geleneksel sindirme mekanizmalarının temel unsurlarından. 

Son kurban kendileri 
Uzun lafın kısası, egemenlerin ellerinde tarih boyunca işlerine yaramış unsurlar çok. Hele, toplum mühendisliğinin iktidarların elkitabına dönüştüğü günümüzde, güçlerini daim tutmak için hayvan terbiye edercesine şiddete, işkenceye başvurmalarına, çeşitli bireysel komplekslerini gidermekten öte ihtiyaçları yok. Üstelik, bir noktadan sonra, korku ve sansür toplumlarının son kurbanları kendileri de olabiliyor.
Ve Türkiye.
Dalkavuk kapıkullarının rejim adına kaş yaparken göz çıkarmalarına ilişkin bir haber.
“Olimpiyatların kapanış töreninde John Lennon’ın ‘Imagine’ şarkısı çalınırken sözlerini canlı yayında çeviren spiker ilginç bir sansür örneğine imza attı. TRT spikeri, şarkıyı, ‘Hayal edin ki hiç sınır olmasın, öldürmek veya ölmek olmasın, hayal edin insanlar hayatını barış içinde yaşasın’ diye çevirdi ve çok önemli bir bölümü atladı. Şarkının ‘No religion too’ (Dinler de olmasın) kısmı spiker tarafından makaslandı.”
Rejimden ses yok.
Demokratik ilkelere bağlı olduklarını iddia eden ülkelerde, devlet temsilcileri bu sansürün fevri olduğunu derhal kamuoyuna ilan eder, özür diler, ilgili kişi ve onu işe alanlar için soruşturma başlatılırdı.
Türkiye’de tersi oluyor.
Rejim, sessiz kalarak sansürü sahipleniyor.
Vatandaşlarla da alay edercesine Türkiye’yi dünya kamuoyu nezdinde küçük düşürerek gülünç durumda bırakan bu tür sansürün kabullenilmesi, sessiz kalındığı sürece, devlet ve hükümetin en üst makamlarına hakaret niteliğinde. Devlet televizyonu TRT’nin en temel laiklik ilkelerini çiğnemesine duyarsızlık kaygı verici.